هذا التقرير متاح أيضًا بـ العربية
“Barış melekleri”, “savaşların ortasında barışın mimarları”, “İbrahim Vaatleri”; İsrail ve uluslararası basın, “Şeraka” örgütü için bunlar ve benzeri nitelemeleri kullanıyor. Ancak örgütün kendisi bundan çok daha derin sloganlar benimsiyor: “Ortadoğu’yu birlikte yeniden şekillendirmek”, “Müslümanların Yahudilere yönelik nefretini tedavi etmek” gibi ifadelerle, Arap çevresinde İsrail’in imajını parlatmaya çalışan bölgesel bir örgüt olmanın sınırlarını aşıyor.
Gerçekte ise örgütün sloganları, ortakları, yöneticileri, projeleri ve hedefleri; İsrail’in örgütlü diplomatik ve toplumsal faaliyetlerine uzanan derin bir ağı ortaya koyuyor. Bu ağ, diğer “İsrail-Amerikan” örgütleriyle ve İbrahim Anlaşmaları’nın başka bir yüzüyle kesişiyor; Arap bölgesinde “İsrail”in tanıtımını yapmanın ötesine geçerek, Batı dünyasındaki muhaliflerine Arapça söylemli ama yapı ve anlam bakımından Siyonist mızraklar ve kargılarla saldırmayı da kapsıyor.
Aşağıdaki satırlar, “Vekâleten normalleşme” dosyası kapsamında, İbrahim Anlaşmaları’nın hemen ardından ortaya çıkan “Şeraka” örgütünün izini sürüyor; “İsrail” ve ABD’deki askerî, siyasi ve istihbarî yapılarla bağlantılarını irdelemeye, BAE, Bahreyn ve Fas’la yaşanan “sıcak” normalleşmenin ilk yıllarındaki rollerini gözden geçirmeye çalışıyor. Bu inceleme, 7 Ekim’e kadar uzanıyor; zira bu tarih, kimi zaman örgütün başka rollerini açığa çıkardı, kimi zaman da yöneticilerinin iddialı projelerine yenilerini ekledi.
“Şeraka”: Filizlenmeyi bekleyen bir aşk hikâyesi!
4 Ağustos 2021’de “Şeraka” örgütünden bir heyet, ABD’nin Atlanta kentini ziyaret etti. Heyet, ABD’nin güneydoğusundaki İsrail Başkonsolosluğu, Greater Atlanta Yahudi Federasyonu, Hahamlar Derneği, İsrail Eyalet Koalisyonu ve “Americans United with Israel” tarafından ağırlandı; ziyaret kapsamında Beth Jacob Sinagogu ve Ohr HaTorah Sinagogu gibi çeşitli Amerikan sinagoglarına da turlar düzenlendi.
İlk buluşmada Haham Adam Starr konuşmasına “Şalom” sözüyle başladı. “Şeraka”nın ABD kolunun CEO’su Emirlikli Ömer el-Busaidi ise bunu, örgütün BAE, Fas, Bahreyn ve Suudi Arabistan Krallığı ile İsrail arasındaki ilişkileri yakınlaştırmak için yürüttüğü faaliyetlere işaret ederek açıkladı; örgütün ilişkileri geliştirme çabasını da “filizlenmeyi bekleyen bir aşk hikâyesi” diye niteledi.
Buluşmada Dubai’deki Zayed Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Necat es-Said, “Şeraka”nın kültürel ve sosyal işler müdürü Sümeyye el-Mihiri, “Şeraka”nın kurucusu Dan Feferman ve işgal altındaki topraklarda örgütün üyesi olan Yahya Mahamid konuştu. El-Mihiri, “Neden birbirimize aynı ailenin bireyleri gibi davranmıyoruz?” diye sorarken, Mahamid de “Şeraka”nın “İsrail”i tanımak isteyen geniş bir kitleyi cezbetmeyi başardığını anlattı; hatta içlerinden birinin kendisine şu soruyu yönelttiğini söyledi: “ “İsrail Savunma Kuvvetleri’ne nasıl katılabilirim?”
Bu, “Şeraka” örgütünün ilk ya da tek buluşması değildi; ancak Batı ve İsrail medyasının öne çıkardığı toplantılardan biriydi ve katılımcıların yüzlerindeki ifadelerin ya da taşıdıkları maskelerin hiçbiri gizlenmedi. İşgal altındaki iç bölgede yer alan Umm el-Fahm kentinden Filistinli bir Arap olan Mahamid, “İsrail”e bakışının yerleşimci Habad örgütünden bir üye sayesinde değiştiğini belirtirken, Emirlikli Busaidi de İbrahim Anlaşmaları’ndan önce Dubai’de İsraillilerle sürekli temas hâlinde olduğunu açıkladı. Bu anlaşmaları uzun süre hararetle savunduğunu söyleyen Busaidi, sonunda “Şeraka”dan ABD’de örgütte görev alma teklifi aldığını; bölgesel şubeler arasında bir bağlantı halkası olarak görevlendirildiğini ifade etti.
Ancak “Şeraka”nın bileşimi yalnızca bundan ibaret değil. İbrahim Anlaşmaları’nın imzalanmasının ardından 15 Aralık 2020’de “İsrail”, BAE ve Bahreyn’den kişiler tarafından kurulan bu “kâr amacı gütmeyen ve hükümet dışı” örgüt; İsrailli ve Körfezli genç liderler arasında iletişim köprüleri kurmayı, aralarında barış ve güveni güçlendirmeyi, ayrıca “İsrail”in sesini yükselten ve Arap dünyasında ona dair farkındalığı artıran girişimlere öncülük etmeyi amaçlıyor.
Ancak mesele, resmî internet sitesinde yayımladıklarının “basitliğini” aşıyor; “Orta Doğu’yu birlikte yeniden şekillendirmek” sloganından, “İbrahim Anlaşmaları’nı sadeleştirip geniş kitlelere ulaştırma” hikâyesine; “İsrail ile daha geniş Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesi arasında halk düzeyinde sıcak barışı ve normalleşmeyi güçlendirme” misyonundan, “diyaloğu, iş birliğini, karşılıklı anlayışı ve ardından dostluğu teşvik etme” vizyonuna kadar uzanıyor.
Bu süreç, ilk etkinlikleriyle başladı; 30 Aralık 2020’de, Körfezli bir heyet, BAE ve Bahreyn’den 11 akademisyen ve aktivistten (Amjad Taha, Necat es-Said, Macid es-Serrah ve diğerleri) oluşan bir grupla işgal altındaki toprakları ziyaret etti. Ziyaret kapsamında işgal altındaki Golan Tepeleri’nde etkinlikler düzenlendi, Kudüs’te mumlar yakıldı, Holokost Müzesi, Knesset ve Burak Duvarı ziyaret edildi, ayrıca İsrail Dışişleri Bakanı Gabi Aşkenazi ve Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin ile görüşmeler yapıldı.
Ardından iki ay içinde örgüt, Abu Dabi’de, ABD Başkanı’nın damadı ve “Abraham Barış Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı” Jared Kushner’ın katılımıyla bir iş birliği anlaşması imzaladı. Tören, Emirates Palace’ta, Abraham Anlaşmaları Barış Enstitüsü İcra Direktörü Robert Greenway, “Şeraka”nın kurucusu ve CEO’su Amit Deri ile örgütün Emirlikler kolunun Emirlikli kurucu ortağı ve CEO’su Macid es-Serrah’ın da iştirakiyle gerçekleştirildi.
Aynı yıl, Bahreynli bir heyet, dokuz üyeden oluşan ve “Şeraka” çatısı altında yer alan bir grupla işgal altındaki Filistin topraklarını ziyaret etti. Heyete, daha sonra örgütün Bahreyn şubesinin başkan yardımcısı olan yazar Fatıma el-Harbi başkanlık etti. Ziyaret programında Kudüs, Eski Şehir, Holokost Müzesi ve Burak Duvarı turunun yanı sıra İsrailli hükümet yetkilileriyle görüşmeler de yer aldı.
Örgütten Körfez ülkeleri, Fas ve Suriye’den bir heyet de ABD’de bir araya geldi; Yahudi ibadethaneleri ve kültür merkezlerine, San Jose Üniversitesi’ne, Kaliforniya’daki Commonwealth Club’a ve yerel öğrenci ile aktivist gruplarına toplu ziyaretler düzenledi. Amaç, (Orta Doğu) konusunda “Filistinliler ile İsrailliler arasındaki siyasi kutuplaşmanın aşılmasını” teşvik etmekti.
Örgüt, bir buçuk yıl içinde birden fazla Arap ve İslam ülkesindeki akademik ve gençlik yapılarının içine sızmayı başardı. Buna Pakistan, Cezayir, Irak, Lübnan, Türkiye ve Fas da dahildi. Heyetler, Holokost Müzesi’ne, Kudüs’ün Eski Şehir bölgesine uluslararası ziyaretler gerçekleştirdi; ayrıca Dürziler, Bedeviler, Araplar ve İsrailli yetkililerle “hoşgörü ve barış” sloganı altında görüşmeler yaptı. Ancak bu ziyaretlerin sonuçları, çoğu ülke açısından sakin olmadı.
Nitekim Pakistanlı yetkililer, çoğu Pakistan kökenli Amerikalılardan oluşan 15 üyeli heyetin ziyaretinden kendilerini uzak tuttuklarını açıkladı. Heyette “Pakistan’daki son Yahudi” olarak anılan Fişel bin Halid ile Pakistanlı gazeteci Ahmed Kureyşi de bulunuyordu; Kureyşi daha sonra bu ziyareti nedeniyle işinden çıkarıldı. Bu ziyaret de “Şeraka” ile Amerikan Müslüman Kadınları Güçlendirme Konseyi’nin ortak organizasyonuyla düzenlenmişti.
Başarı göstergeleri de çeşitlilik gösterdi; 2022’de Holokost’u anmak için düzenlenen Yaşam Yürüyüşü’ne geniş katılımla başlanarak, Lübnan, Suriye, Fas, Türkiye, Filistin toprakları ve Körfez ülkelerinden heyetlerin yer aldığı bu etkinlikten, ABD’deki Connecticut Üniversitesi’nde Yahudi Çalışmaları ve Çağdaş Yahudi Yaşamı Merkezi, Müslüman Öğrenciler Derneği ve İsrail Başkonsolosluğu iş birliğiyle “İbrahimî Çalışmalar Programı”nın başlatılmasına kadar uzandı.
Bunun yanı sıra, sınır aşan grupların kurulmasına yönelik bir dizi anlaşmaya kadar vardı; bunlar arasında “Britanya Abraham Anlaşmaları Grubu” da bulunuyor. Gruba, Britanya Parlamentosu üyesi ve eski Savunma ile Ticaret Bakanı Liam Fox başkanlık ediyor. Grup, medya, toplum, akademi, iş dünyası ve diğer alanlardaki etkili isimleri belirleyip onları karşılıklı ziyaretlerde ağırlamayı esas alıyor — İsrail’den Arap dünyasına, Arap dünyasından da İsrail’e ziyaretler düzenleniyor — ve bu ziyaretler, bölgesel iş birliğini geliştirmek amacıyla Birleşik Krallık’tan heyetlerle “ortaklık” içinde gerçekleştiriliyor.
Dikkat çekici olan, Britanya Abraham Anlaşmaları Grubu heyetinde Uluslararası Ticaret Komitesi Başkanı, Silah İhracatı Denetim Komitesi Başkanı, Muhafazakâr Parti’deki “İsrail Dostları” komitesinin başkanı, İşçi Partisi’ndeki “İsrail Dostları” komitesinin başkanı, Partiler Dışı Dış İlişkiler Komitesi Başkanı ve British Telecom’un genel müdürünün yer almasıdır. Bu durum, örgütün hedeflerinin yalnızca ilişki ve diyalog kurmanın ötesine geçtiğini; örgütün vizyonuna göre “Ortadoğu’yu yeniden şekillendirebilecek” bir koruma ve ilişkiler ağını fiilen tesis etmeye yöneldiğini gösteriyor.
Bu, uzun vadeli bir görev!
Sorgulanmayı gerektiren yalnızca örgütün faaliyetleri ve ondan türeyen yapılar değil; kurucuları da öyle. Zira içindeki Arap yüzlerin özellikle İsrail tarafınca özenle seçilmiş olmasının ötesinde, onu yürüten İsraillilerdeki güvenlik ve askerî boyut da göz ardı edilemez.
Başta da başkanı olmak üzere Amit Drai, İsrailli bir girişimci, Nasıra el-Ulya’daki Tavor askerî hazırlık kolejinin eski müdürü ve çeşitli düzlemlerde etkili ve birbiriyle kesişen çok sayıda İsrail örgütünün yöneticisidir. Bunlar arasında, “Hizmetteki Yedekler” (Reservists on Duty) adlı örgüt de yer alıyor; bu örgüt, “kâr amacı gütmeyen bir İsrail kuruluşu olmakla birlikte devlet desteklidir ve Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar (BDS) hareketiyle, üniversite öğrencilerini örgütü kuşatmaya yönelik projelere dahil ederek mücadele eder.
Faaliyetleri, BDS hareketi destekçilerini ifşa etmekten, aralarında özel kuvvet askerleri ve azınlıklardan (Araplar ve Dürziler) kişilerin de bulunduğu gönüllüleri Amerikan üniversitelerine göndererek İsrail karşıtı propagandayla mücadele etmeye kadar çeşitleniyor. Görevleri ayrıca, İsrail yanlısı topluluklarla bir ilişkiler ağı kurmayı ve itibar ile imaj elçileri olarak çalışmayı da kapsıyor.
Çalışmaları, İsrail Knesset üyelerinin desteğini almakta ve 600’den fazla İsrailli subay ile askerin katkısıyla yürütülmektedir; bu da kendi tanımlamalarına göre “Gideon Grupları”; faaliyetlerinin önemli bir bölümünü Amerikalı Yahudilere ve Amerikan üniversiteleriyle iş birliği içinde “İsrail’e Karşı Irkçı Ayrımcılıkla Mücadele Haftası” başlığı altında bir dizi etkinlik düzenlemeye dayandırıyor.
Drai’nin hedef aldığı kuruluşların listesi giderek genişliyor. Bunlar arasında insan hakları örgütleri “Breaking the Silence” ve “B’Tselem” ile, Drai’nin örgütünün (BDS) hareketine “İsrail”in ve ordusunun imajını karalamayı teşvik eden raporlar sağlamakla suçladığı “Haaretz” gazetesi de yer alıyor.
Aynı zamanda Drai, işgal ordusunda bir yedek birlik komutanı olarak görev yapıyor; Filistin topraklarında düzenli hizmette bulunuyor. Batı basını da onu El Halil bölgesindeki bir çatışma sırasında Filistinlilere plastik mermi ve göz yaşartıcı gaz atarken görüntülemişti.
Drai’nin kurup başkanlığını yaptığı kuruluşlar arasında “DiploAct” (diploact) da bulunuyor. Bu kuruluş, dünyanın dört bir yanında İsrail’in imajını iyileştirmek amacıyla genç diplomatları eğitiyor ve düşmanca tutum sergileyen üniversitelere ve topluluklara her yıl diplomatik heyetler düzenliyor. Kuruluş, 200’den fazla diplomatik heyet aracılığıyla 150 üniversiteyi ziyaret etmeyi ve bin genci mezun etmeyi başardı; ayrıca “Ben İsrail’in yanındayım, daha fazlasını öğren” ve “Ben İsrail ordusunda görev yapıyorum, bana istediğini sor” gibi sloganlar kullanıyor.
Başkanlığını yaptığı kuruluşlar listesinde ayrıca “Atidna“, (Atidna), önceki iki girişimden daha gelişmiş bir yapı. Burada çalışanlar ve gönüllüler, Arapların İsrail toplumuna entegrasyonunu güçlendirerek İsrail anlatısını yaymaya çalışıyor; bunu da güçlü bir Arap “cemaatin” bulunduğu, Yahudi ve demokratik bir devlette eşitliğe dayalı Arap-Yahudi “ortaklığı” sloganı üzerinden yapıyorlar; söz konusu cemaatin İsrail toplumuna entegre olması hedefleniyor.
İsrailli Yahudilerden, Siyonist ulusalcı kamptan isimlerin yürüttüğü bu hareket; ülkenin yerli sakinleri olmalarına rağmen kendilerini bir “cemaat” olarak gören Filistinli Arapları erken yaştan itibaren hedef alıyor. Bu kapsamda Yahudilerle karma etkinlikler ve kamplar düzenleniyor; bunlar Holokost anmalarına katılımdan teknoloji kampları ve gençlik rehberliğine, hatta öğretmenler, eğitimciler ve iş insanlarına kadar uzanıyor.
Bu kapsamda sayıları öğrenci kategorisinde yer alanların Araplar arasında 5 binden fazla kız ve erkek öğrenci olduğu tahmin ediliyor. Buna ek olarak her yıl 100 eğitim bursu ve yüksek teknoloji sektöründe aylık en az 4 bin dolar maaşlı 367’den fazla iş imkânı sağlanıyor. Önümüzdeki üç yıl içinde sektördeki Arap sayısının 10 bini aşmasının beklendiği belirtiliyor.
Ve Haaretz gazetesine göre, örgütün gizlediği şey, açığa vurduğundan daha fazla. Zira yapının arkasında, başta Diaspora Bakanı Amihay Chikli olmak üzere “aşırı Siyonist sağ” bulunuyor. Chikli daha önce Vadi Ara, Tayyibe, Kefr Kasım ve Bakaa el-Garbiyye sakinlerinin Batı Şeria’ya sürülmesi çağrısında bulunmuştu.
Ayrıca örgütün başkanlığını da (İbranice versiyonundaki siteye göre), Kfar Adumim yerleşiminde yaşayan, askeri hazırlık akademileri projesinin sahibi ve Haşomer HaHadash(Yeni Muhafız) adlı bu örgüt, Necef ve Celile’deki yerleşimcilere eğitim verip onları silahlandırıyor; altı yatılı okulu ve 22 bin üyeden oluşan bir gençlik kolu bulunuyor. Bu yapı, Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik organize saldırıların yürütülmesinde aktif rol alıyor.
Yönetim kurulunda Amit Drai’nin yanı sıra içerikten sorumlu Hanan Amur da yer alıyor. Amur, İsrail’deki Arap nüfusun tehcir edilmesini savunan sağcı bir gazeteci; daha önce Arapları “dünyanın en barbar ulusları” olarak nitelemişti. Ekipte ayrıca, dini Siyonist bir kadın örgütü olan “Emuna”nın başkanı Yifat Sela da bulunuyor.
Drai’nin merkezî bir rol üstlendiği ve coğrafi çevresi bakımından çeşitlilik gösteren bu iç içe geçmiş örgütler ağı; işgal altındaki topraklarda Arap toplumunda yerel düzeyde, “Şeraka” örgütü aracılığıyla bölgesel düzeyde ve “DiploAct” üzerinden uluslararası düzeyde faaliyet gösteriyor. Bu ağ, Mahamid’in ilk sorusu olan “Savunma Ordusu’na katılım” ve Atidna’nın temel hedefi olan “onları Savunma Ordusu’na kaydettirmeye varacak şekilde Arap Siyonistlerden bir nesil yaratmak” üzerinden anlaşılabilir.
“Şeraka”: güvenlik temelli bir diyalog
Mesele yalnızca Amit Drai ile sınırlı değil; örgütün diğer üyelerine de uzanıyor. Bu durum, sanki diyalog ve karşılıklı anlayış yerine Arap ve İslam dünyasında güvenlik ve istihbarat temelli bir çalışma üzerine kurulu bir örgütle karşı karşıya olunduğu izlenimini veriyor. “Şeraka”nın kurucu ortaklarından ve uluslararası ilişkiler sorumlusu Dan Feferman, işgal ordusunda sekiz yıl istihbarat subayı olarak görev yaptı; ardından binbaşı rütbesiyle güvenlik analisti oldu ve Tel Aviv Üniversitesi’nden güvenlik çalışmaları alanında yüksek lisans derecesi aldı. Bu birikim, ona 2021’e kadar İsrail ordusunun halkla ilişkiler biriminde çalışma imkânı sağladı; “Şeraka”daki angajmanı da onun bugün hâlâ yedek hizmetini sürdürmesine engel olmadı.
Feferman da Drai ile aynı çizgide ilerliyor. İstihbarat deneyimini, yedek saflardaki hizmetini sürdürürken eşzamanlı olarak, bir dizi etkili örgüt ve dernek aracılığıyla “İsrail”in uluslararası alandaki imajını aklamak için kullandı. Bu çerçevede “Reservists on Duty”, “DiploAct” ve Atidna’nın da kurucu ortakları arasında yer aldı; ayrıca aynı doğrultuda çeşitli araştırma forumları kurdu.
Bunlardan biri de, Moşe Dayan Araştırma Merkezi ile BAE-İsrail İş Konseyi’nin ortak projesi kapsamında kurulan ve politika yapıcılar ile etkili isimlerden oluşan bir ağ olan “Körfez ve İsrail Politikaları” forumu. Ağ, tarafları arasında ortak araştırmalar, analizler ve bilgi üretmek; karar alıcıların politikalarını şekillendirmelerine yardımcı olmak amacıyla “İsrail”, BAE, Bahreyn ve Suudi Arabistan’dan üyeleri bir araya getiriyor.
Listede Noam Mirov da bulunuyor; “Şeraka”nın idari direktörü olan Mirov, işgal ordusunun 8200 İstihbarat Birimi’nde yedi yıldan fazla hizmet vermiş, hâlen de yedek subay olarak görev yapan İsrailli bir sosyal aktivist ve güvenlik analistidir. Mirov, sınır aşan ortak programları, dinler arası diyalog heyetlerini ve diplomatik misyonları denetliyor.
Çalışmaları ayrıca “DiploAct”taki göreviyle ve İbrahim Anlaşmaları’ndan doğan Abraham Academy’nin icra direktörü rolüyle de kesişiyor. Bu görevinde, Körfez ülkeleri ile Müslüman çoğunluklu ülkelerde akademik çevreleri, siyasi çevreleri ve iş insanlarını hedef alan projelere liderlik ediyor; bunu da teknoloji alanındaki çalışma deneyiminden yararlanarak yapıyor. Bu projelerin sonuncusu Endonezya’daydı.
Örgütte bir diğer yönetici de Lior Dabush. O da aynı birimde eski bir analist olarak görev yaptı; 2013-2016 yılları arasında istihbarat raporları yazma, bilgileri işleme ve şifre çözme alanlarında çalıştıktan sonra Bahreyn’in Tel Aviv Büyükelçiliği’nde görev aldı.
Teknoloji alanındaki uzmanlık ile “DiploAct”teki idari faaliyetler, aynı zamanda Ofer Ohayon’u da bir araya getiriyor. Kendisi teknoloji alanında yönetici düzeyinde bir uzman, işgal ordusunun kamu diplomasisi ve dijital medya biriminde eski bir çalışan; dijital stratejiler ve teknolojik altyapının takibi konusunda deneyime sahip.
Ayrıca gençlere dijital söylemin yeniden kurgulanması konusunda eğitim verilmesinde rol üstleniyor. Daha önce Nice Technologies’te yazılım mühendisliği geliştiricisi, Uptown’da ise Android geliştiricisi olarak çalıştı. Hâlihazırda İsrailli askerlerin internet üzerinden sistematik dijital takibe karşı hukuki koruma mekanizmalarının nasıl sağlanacağı üzerine yazıyor; “Şeraka” ve “DiploAct”ta gönüllülere dijital savaş ve açık kaynak istihbaratı konusunda eğitim veriyor.
“Şeraka” ekibinde Amerikan-İsrailli Rachel Brenin de yer alıyor. Maryland Üniversitesi’nden uluslararası ilişkiler diplomasına sahip olan Brenin, Kuzey Amerika’daki kitleleri Orta Doğu’ya ilişkin İsrail anlatısıyla buluşturan programları da denetliyor. Görevleri arasında, Mısır ve Ürdün’ün “İsrail” ile imzaladığı anlaşmalara benzemeyen sıcak ilişkiler düzeyinin sağlanmasından emin olmak da bulunuyor.
ABD ve Kanada’daki üniversitelerle kültürel ve dini merkezlerden oluşan bir ilişki ağına da sahip. Bu ağ üzerinden, Teksas Holokost, Soykırım ve Antisemitizm Danışma Komitesi’nin (THGAAC) desteğiyle diplomatik turlar düzenliyor. Körfez ülkelerinden Araplarla birlikte “The Schmooze” gibi bölgesel podcast programlarında yer alarak Arap-İsrail birlikte yaşama modeli, 7 Ekim olaylarının ardından oluşan durum ve bölgesel istikrarı tartıştı.
“Şeraka”nın kadın kadrosunda, Alissa Anis de bulunuyor. İngiliz-İsrailli olan 26 yaşındaki Anis, Manchester’da büyüdü; ardından ergenlik dönemindeyken ailesiyle birlikte işgal altındaki Filistin’e taşındı. Askerlik yapmak yerine hizmetini Kudüs’teki Holokost Müzesi’nde yerine getirdi ve uluslararası gruplara Holokost’u tanıtmak üzere liderlik etti.
Reichman Üniversitesi’nde eğitim gördü ve Abraham Anlaşması’nın imzalanmasının ardından Fas’a giden ilk “İsrailli” öğrenci heyetine liderlik eden kişi oldu. Orada “İsrail Birleşmiş Milletleri” başlıklı konferanslar da düzenledi. Hâlen “Şeraka”da Holokost eğitimi programının direktörlüğünü yürütüyor ve “Holokost tarihini incelemek” amacıyla “İsrail”, Polonya ve Almanya’da etkinlikler düzenleyerek Arap ve İslam dünyasından uluslararası heyetleri yönetiyor. Ayrıca “Holokost inkârıyla mücadele için çağdaş Arap angajmanını” geliştirmeye çalışıyor.
Örgütün ana internet sitesinde ekip üyelerinin isimleri yer alsa da, yalnızca direktörü Amit Deri hakkında bilgi veriliyor; diğer üyelerin ayrıntıları ise, örgüt içindeki rollerine ilişkin olanlar dışında görünmüyor.
Açık kaynak soruşturmaları platformu MintPress News yazarı Alan MacLeod’a göre “Şeraka”, yalnızca bir sivil toplum kuruluşu değil; İsrail halkla ilişkilerinin temel dayanaklarından biri. Örgüt, İsrail hükümeti ve bizzat Binyamin Netanyahu tarafından doğrudan desteklenip tanıtıldı; Netanyahu, örgütün üyeleri ve mensuplarına ait, kendisini öven ve “İsrail Devleti”ne teşekkür eden videoları defalarca paylaştı.
MacLeod, “Şeraka”nın ilan edilmemiş ilişki ağını iz sürerek Lorina Hatib’e kadar ulaşıyor. Hatib, İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın dijital diplomasi biriminde çalışan İsrailli bir Dürzi; İsrail yanlısı halkla ilişkiler faaliyetleri üzerinden Müslümanları ve Arapları hedef alıyor. Etki gücü, onu dünyadaki İsrail yanlısı en etkili 30 aktivist listesine sokacak düzeye ulaşmış durumda.
Hatib, “Dürzilerin Sesi” ve “Arap Sesi” gibi radyo programları sunuyor; “Birlikte, Araplar Birbirleri İçin” adlı derneği yönetiyor. Bu dernek, “Atidna” örgütüyle kesişen bir yapıya sahip. Ayrıca “İletişimin Ön Saflarında Dürziler” projesini kurdu; bu proje, Dürzi gençleri İsrail’de ve dışında savunuculuk faaliyetleri konusunda eğitmeyi amaçlıyor.
Bunun yanı sıra, David Brog da var. Amerikalı bir Yahudi olan Brog, daha önce Evanjelik “İsrail İçin Birleşen Hristiyanlar” örgütünün icra direktörlüğünü yaptı ve özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’ne yönelik olmak üzere “Şeraka”nın bölgesel ziyaretlerinde aktif rol aldı.
“Şeraka”nın ilan edilmemiş ilişkileri arasında, kendisini merkez sağdaki Likud Partisi destekçisi olarak tanımlayan Kudüs Belediye Başkan Yardımcısı Fleur Hassan-Nahoum da bulunuyor. Nahoum, BAE-İsrail İş Konseyi ile Körfez-İsrail İş Kadınları Forumu’na liderlik ediyor. “Şeraka”da gönüllü olarak faaliyet yürüten Yusuf Haddad da öne çıkıyor; Arap Hristiyan olan Haddad, Golani Piyade Tugayı’nda görev yaptı ve özellikle BAE’deki Holokost anma törenine katılımının ardından İsrail hasbarasında öne çıktı.
Yerel örgütler düzeyinde ise, iş birliği örtüsü altında faaliyet yürüten “Atidna”nın yanı sıra, başını El Halil’in ortasındaki Kiryat Arba yerleşiminin sözcüsü ve Batı Şeria’da egemenlik ile ilhakın güç yoluyla uygulanmasını savunan Yishai Fleisher’ın çektiği “Habayit” (Ev) örgütü de yer alıyor.
“Habayit” örgütü, İsraillilere sempati duyan Emirliklilerle temas kuran ilk örgütlerden biriydi. O dönemde örgütün liderlerinden Rudy Rochman, Emirlikli iş insanlarına “Sidra” adını taşıyan bir proje sundu; bu, Arap kefiyesine benzeyen ancak mavi ve beyaz renklerde bir baş örtüsüydü!
Arap Siyonistler hakkında
Eylül 2024’te Eylül 2024’te,“Şeraka”, 7 Ekim’den bu yana ilk kez 23 Faslı için işgal altındaki Filistin’e bir gezi düzenledi. “Şeraka”nın yöneticisi Viferman’a göre grup, hem Fas hem de Cezayir’deki medya organlarından taciz ve eleştirilere maruz kaldı; ayrıca Fas’tan “Siyonistlerin kovulmasını” talep eden dilekçeler de verildi. Aynı zamanda bu ülkelerdeki medya kuruluşlarının “İsrail”in bakış açısını görmezden gelen yayınları, onun ifadelerine göre Hamas’a sempati duyan bir anlatının öne çıkmasına yol açtı.
Fas heyetinin “cesaretini” övdükten sonra Viferman, 7 Ekim’in ardından İbrahim Anlaşmaları ülkelerinin diplomatik ve medya performansına değinerek, bu ülkelerin “İsrail’le etkileşim kuran vatandaşlarının güvenliğini sağlamalarına rağmen çevrim içi taciz veya kışkırtmayı cezalandırmak için herhangi bir adım atmadıklarını (Birleşik Arap Emirlikleri hariç) ve İsrail karşıtı aşırılıkçı propagandanın sosyal medya üzerinden geniş çapta yayılmasına izin verdiklerini” belirtti.
Ona göre bu performans, “cesur heyetin baskılara boyun eğmesini ve dönüşünde sessiz kalmasını” açıklıyor; zira kendi devletleri, Gazze Şeridi sınırında bizzat gördüklerini ve “insani” temasları sırasında vardıkları sonuçları paylaşmaları için onlara yeterli korumayı sağlamadı.
Ancak Viferman’ın sözleri, aynı zamanda “Şeraka”nın nasıl bir dinamikle çalıştığını da ortaya koyuyor; bu model, en çok Birleşik Arap Emirlikleri’nde başarı sağladı ve “İsrail”le etkileşimi desteklemeye, halk baskısı karşısındaki temkinliliği aşarak “İsrail” dostu bölgesel ve yerel bir kamuoyu oluşturmaya dayanıyor.
Viferman’a göre bu, devletin kontrol ettiği medya araçlarının “İsrail”le ilgili haberleri sunmak için kullanılması, platformlarında İsrailli konuklara yer verilmesi ve haber takibi için gazetecilerin “İsrail”e gönderilmesi, “İsrail”e sempati duyan etkileyicilerle etkileşim kurulması ve buna paralel olarak “kötü niyetli kişilerin” yanıltıcı ve aşırılıkçı bilgiler yaymasına izin verilmemesinin güvence altına alınması yoluyla yapılıyor.
Viferman konuşmasında “Siyonist” ya da “Siyonistler” terimlerini kullanmaktan kaçınırken, bazı Araplar kendilerini “Arap Siyonist” olarak nitelendirmekte ve “İsrail”e duydukları sempatiyi ifade etmekte sakınca görmüyor. Bunlar arasında Mısırlı Dalia Ziada da var, Kahire Üniversitesi mezunu olan Ziada, “İsrail”in yanında durmakta ısrar etti ve hayatını “aşırılıkçı İslamcılarla mücadeleye ve Araplarla İsrailliler arasında diyaloğu güçlendirmeye” adamaya yöneldi.
7 Ekim sırasında Ziada, “Nova festivalindeki kutlamanın İsrail tarafından bombalandığı” anlatısıyla mücadele etti; bu da onun taciz ve saldırılara maruz kalmasına yol açtı. Ardından İbn Haldun Demokratik Çalışmalar Merkezi’ne katıldı, kısa süre önce de merkezin icra direktörü oldu ve “Şeraka” etkinliklerine katılan Arap isimlerden biri haline geldi.
Mısır’da onun yanı sıra bir de öğretim görevlisi bulunuyor Heysem Hasanin, ABD merkezli Demokrasileri Savunma Vakfı’nda bağlı araştırmacı, Washington Enstitüsü’nde araştırmacı ve ayrıca Wall Street Journal, New York Post, Foreign Affairs, The National Interest, The Hill dergisi, New York Daily News ve Jerusalem Post’ta yazardır. Tel Aviv Üniversitesi’nden Orta Doğu ve Afrika tarihi alanında yüksek lisans derecesine sahiptir; ayrıca o dönemde bir İsrail akademik kurumu tarafından lisansüstü eğitimde kendi döneminin en başarılı öğrencisi unvanına layık görülmüştür.
Bahreyn’den ise “Fatıma el-Harbi” bulunuyor. Varlığa duyduğu sempati konusunda benzerlerini geride bırakan bir aktivist olan Harbi, 7 Ekim sırasında kendi gözleriyle başları kesilmiş İsrailli çocuklara ve ailelerinin önünde tecavüze uğrayan kadınlara ait videolar izlediğini öne sürdü. Harbi, İbrahim Anlaşmaları’ndan önce Bahreyn Eğitim Bakanlığı’nda görev yapmış olsa da, “İsrail”i ziyaret eden ilk Bahreynli olarak tanındı; bu da onun Bahreyn’deki “Şeraka” şubesinde müdür yardımcısı olmasının önünü açtı. Ahmed Huzai, buradan ayrılarak HSBC Bank’ta bölgesel bir göreve geçti ve merkezin yönetimini Harbi devraldı.
Nitekim, Harbi “İsrail”i savunmada son derece faal. İslam karşıtı aşırı sağcı Amerikan kuruluşu PragerU ile -PragerU’nun CEO’su Marissa Streit, 8200 Birimi’nde görev yaptı- “İsrail’deki etnik ve dini uyum modeli”ni savunmak üzere kayıtlı röportajlara katıldı.
Ayrıca “Fatıma’nın İbrahim’in Topraklarına Yolculuğu” başlıklı bir kitap yayımladı; İsrail Dışişleri Bakanlığı ve Knesset üyeleriyle sıcak ilişkilere sahip. İsrail yanlısı ve Filistinlilerin tehcirini savunan Daily Wire’a da röportajlar verdi. Bunun yanı sıra Bahreynli gençleri, onları ortak etkinliklere davet ederek hem Avrupa’da hem de Arap ülkelerinde İsraillilerle bir araya getirme yoluyla, onları normalleşme trenine dahil etmenin hazırlığını yapacak şekilde devşirmede de aktiftir.
“İsrail”i savunması ona bir düzine fırsat kazandırdı. Bunların başında, 2022’de Küresel Antisemitizm ve Politika Araştırmaları Enstitüsü’nün (ISGAP) desteğiyle Oxford Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak atanması geliyor. Ayrıca Avrupa Komisyonu tarafından barış elçisi seçildi; 2023’te İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler Küresel Gençlik Değişim Zirvesi’nde Bahreyn’i temsil etti. 2024’te ise Dışişleri Bakanlığı tarafından, dünyanın çeşitli ülkelerinde karar alıcıların şekillendirilmesinde ABD’nin kapısı sayılan seçkin Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı’na (IVLP) aday gösterildi.
Arap Siyonistlerden oluşan “Şeraka” listesinde Faslı Yusuf el-Ezheri de yer alıyor; pazarlama ve reklamcılık alanında çalışan Faslı bir girişimci, kız çocuklarının eğitimi için “Fehriye” projesinin kurucusu ve Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Gelecek Liderleri Programı üyesi. Onun yanı sıra İbtisam el-Azzavi de bulunuyor; Fas’ta “Şeraka”nın danışma kurulu üyesi olan el-Azzavi, aynı zamanda akademisyen ve Rabat Belediye Meclisi üyesi; ayrıca uluslararası diplomatik ve siyasi projelerde de aktif. Listede Amazig sanatçı Şame Muştali de yer alıyor.
Birleşik Arap Emirlikleri’nden ise blog yazarı Hasan Secvani ile Bahreyn asıllı Emirlikler-Britanya vatandaşı Emced Taha öne çıkıyor. Taha, İbrahim Anlaşmaları’nın hemen ardından BAE vatandaşlığı, bir yıl sonra da Britanya vatandaşlığı aldı. Kendini Arap Siyonistlerin bir modeli olarak sunan Taha, Britanya Orta Doğu Araştırmaları ve İncelemeleri Kültür Merkezi’nin bölge başkanı sıfatıyla “İsrail”i savunuyor.
Ayrıca Avustralya ve Britanya’daki Yahudi Ulusal Fonu’yla doğrudan bağlantılı bir dizi etkinlikte yer aldı. 7 Ekim sonrasında da işgal ordusunu savunarak, “İnsanlık, terörle savaşan İsrail askerlerine teşekkür etmeli” dedi. Buna paralel olarak “Israel Hayom” gazetesi ile Arapça yayın yapan İsrail kanalı 24’te yazılar kaleme aldı ve röportajlar verdi; YouTube kanalı üzerinden de faaliyet yürüttü. İsrail etkinliklerinin ve Holokost anmalarının daimi katılımcısı olan Taha, Holokost’un müfredata dahil edilmesi çağrısını Arap eğitim müfredatlarında ısrarla dile getiriyor.
Ayrıca, Macid es-SerrahBirleşik Arap Emirlikleri’nden akademisyen, kamu politikaları uzmanı ve “Şeraka”nın Emirlikli kurucusu olan; Emirlikler’den işgalci yapıya giden ilk heyete başkanlık eden ve işgal ordusuna, “çocukların ve kadınların koruyucusu” sıfatıyla duyduğu büyük hayranlığı birçok kez dile getiren isimdir. Emirlikler’den onun yanında dilbilimci ve sosyal aktivist Luay eş-Şerif de yer alıyor.
Irak’tan ise Şeyh Gays et-Temimi bulunuyor; kendisi Iraklı Şii bir din âlimi. Hatta “Arap olmayan Siyonistler” düzeyinde de Pakistanlı “Şeraka” yönetim kurulu üyesi Anila Ali ve gazeteci Ahmed Kureyşi var, ve Faysal Halid; Jerusalem Post’la sözleşme yaptıktan dört yıl sonra annesinin Yahudi olduğunu keşfeden bu kişi, adını “Fişel bin Halid” olarak değiştirdi, ardından Pakistan’daki Yahudi mezarlığını savunmak için bir kampanya başlattı ve kendisini oradaki son Yahudi olarak pazarladı.
Afrika’dan ise Güney Afrikalı aktivist Jimmy Maity ile Witwatersrand Üniversitesi Öğrenci Konseyi üyesi Gabi Farber var. Hindistan’dan ise Makaran R. Paranjabi ve Müslüman avukat Subuhi Han; Yüksek Mahkeme avukatı, Raştra Jagran Abhiyan Ulusal Kampanyası’nın kurucusu ve koordinatörü; Takşaşila Enstitüsü’nde araştırmacı Yusuf Tahir Oncahavala; Rajya Sabha’nın eski üyesi ve Bharatiya Janata Partisi’nin ulusal yürütme kurulu üyesi Suban Dasgupta; ayrıca doktor ve eski asker Arif Hüseyin Thirovath Muhammed bulunuyor.
Genel olarak bu isimler Arap ve İslam basınında nadiren görünür; bunlardan herhangi birinin makul bir kariyer çizgisine sahip olması da pek enderdir. Zira işgale yönelik “sempati ruhu” keşfedilir keşfedilmez, kişi bölgesel ve uluslararası düzeyde ileri mevkilere taşınır ve hasbara tarafından, var olmayan bir “insaniliğin” ve temelsiz bir iş birliğinin kanıtı olarak kullanılır.
“Kâr amacı gütmeyen”!
Örgütün resmî internet sitesine göre yerel, bölgesel ve uluslararası ortakları şaşırtıcı ölçüde çeşitlilik gösteriyor; yerel Gençlik Örgütleri Konseyi’nden Amerika-İslam İlişkileri Konseyi’nin insani koluna, Batı Duvarı Merkezi’ne, Bölgesel Barış Konferansı’na, Abraham Anlaşmaları Grubu’na, Abraham Anlaşmaları Enstitüsü’ne ve Amerikan Müslüman ve Çok İnançlı Kadınları Güçlendirme Konseyi’ne kadar uzanıyor.
Ancak sitenin yayımlamadığı şey, resmî kaynaklardan gelen geniş destektir; bu destek Netanyahu’nun Başbakanlık Ofisi’nden başlayıp ordu sözcülüğüne, Stratejik İşler Bakanlığı’na ve 8200 askerî birimine kadar uzanıyor. ABD’de ise İftira ve Karalamayla Mücadele Birliği, Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi, Amerikan Yahudi Komitesi, Amerikan-İsrail kuruluşu StandWithUs, Wilson araştırma merkezi ile bir dizi Amerikan Yahudi federasyonu ve İsrail konsolosluklarının desteğini alıyor.
Britanya’da ise örgütün Britanya Abraham Anlaşmaları Grubu, Public Communications Company ve bazı Britanya partilerindeki uluslararası irtibat yetkilileriyle bağlantıları bulunuyor. Almanya’da da örgüt, Yahudi Tazminat Talepleri Konferansı, “Hafıza, Sorumluluk ve Gelecek” Vakfı ve Alman Holokost Eğitimi Programı ile ilişkili.
Akademik alanda ise Boston Üniversitesi ve Elie Wiesel Yahudi Çalışmaları Merkezi, Brandeis Üniversitesi bünyesindeki Hillel Merkezi, Northwestern Üniversitesi, Emory Üniversitesi ve Kaliforniya Üniversitesi’nin Los Angeles kampüsündeki Y&S Nazarian İsrail Çalışmaları Merkezi ile ortaklıkları var. Medya alanında da İsrail medyasının yanı sıra sağcı PragerU platformuyla güçlü bir ilişkiye sahip.
Sonuç olarak “Şeraka”, “İsrail ve ABD” destekli, yumuşak diplomasi üretiminde üstünlük sağlayan; üniversitelerde ve akademik platformlarda direnişçi Arap ve İslami seslerle mücadele eden; sıcak normalleşmeyi tahkim etmeyi ve soğuk normalleşmeyi daha sıcak bir düzeye taşımayı amaçlayan İsrail halk diplomasisinin özgün bir modeli olarak ortaya çıkıyor.
Örgüt ayrıca soykırımı failin açısından insani duygularla çerçevelemeyi başarırken, Holokost anlatısını ve İsrail’in Arap bölgesinde kendisine bir alan açma arzusunu da öne çıkarıyor; bu alan dinî bir alan, anlayış ve iş birliği alanı ya da ekonomik ve akademik bir alan olabilir.
Buna rağmen 7 Ekim sonrasında başarısız oldu; faaliyetleri isim ve şahsiyetlerden arındırılmış, rakamlarla damgalanmış bir hâl aldı ve etkinlikleri Batı coğrafyasıyla sınırlı kaldı. Güven anında sarsılan bu coğrafya karşısında, uzun süre Arap derinliğine yöneltilen çabaların Batı’nın derinliğinde ölümcül bir darbeyle karşılaştığı görüldü; “İsrail”in uysal imajını ve “insani” anlatısını onarmanın en güvenli yolunun da Arap Siyonist kuklalara başvurmak olduğu ortaya çıktı.
Parçalanmış bedenler çağında Şeraka
Sartre, Fanon’un “Yeryüzünün Lanetlileri” kitabına yazdığı önsözde şöyle der: “Sömürgeci yalnızca gardiyanlarını ve infaz mangalarını üretmez; aynı zamanda aramızdan, o hapsi ve o infazları meşrulaştıranları da üretir.” Belki de “Şeraka”yı, bir buluşma alanı olarak değil, siyasal üretimin başka bir biçimi olarak böyle anlamak mümkündür
Top ve bıçak yerine heyetler ve faaliyetlerle çalışan bir örgüt; paralı askerler yerine Arap Siyonistleri devreye sokarak, kurşundan daha fazla nüfuz edebilen bir anlatı üretmeye çalışıyor, Ne var ki toprağın sahiplerine değil; “bizim Araplarımızdan olmayan Araplar” arayan Batılıya, parlamentere ve akademisyene nüfuz ediyor. İsrail’in ve savaşlarının kurbanlarının acılarını taşımayan, yüzyıllardır yanan ateşinin hafızasını çağırmayan yüzler arayanlara sesleniyor.
Böylesi bir durumda 7 Ekim, Gazze Şeridi’nde parçalanmış bedenler ve yangın görüntüleri birikirken, “İsrail”i sıcak bir kalbin devleti olarak hayal etmeyi güçleştiren bir kırılma noktası hâline gelir; “Şeraka”nın övünmeyi başardığı yegâne hareketlilik ise isimleri olmayan, gürültüsüz ve iz bırakmayan sessiz bir heyetten ibaret kalır.
Bu neden bir başarısızlık sayılıyor?
Çünkü sıcak normalleşme ve onun ürettiği kurumlar, ağlar ve “Şeraka”, “İsrail”in olabileceğini kanıtlamak için ortaya çıktı; fakat sonuçta onun varlığının ancak zorlamayla ya da satın almayla taşınabilecek bir yük olduğu görüldü. Bilimsel ve teknolojik üstünlüğüne, Batılı karakterine ve emperyal kökenine rağmen, meşruiyetine dünyayı ikna etmek için “Arapların dillerini satın almaya” ihtiyaç duyduğu ortaya çıktı.
Doğal hiçbir yapı, kendini kanıtlamak için düşmanlarının dilini ödünç almaz; mantık dünyasında hiçbir devletin “ortaklığı” yok oluş anlamına gelmez; korku ve kaygının mesken tuttuğu hiçbir ulus, diplomatik bir vitrinle güvenlik odaklı bir çaba başlatıp sonra da buna “ortaklık” demez!.