هذا التقرير متاح أيضًا بـ العربية
İsrail’in soykırım savaşı, Gazzelilerin hayatında ve toplumunda toplumsal bir deprem yarattı; uzun yıllara dayanan örf ve adetleri, hatta yıllardır üzerine yaşadıkları toplumsal sabiteleri bile değiştirdi.
Savaşın etkileri, uzanan yıkımın ve 73 binden fazla şehidin sınırlarında kalmadı; gündelik hayatın ve toplumsal ilişkilerin unsurlarına da uzandı. Bunların başında da savaş sırasında ve sonrasında gerek ölçütleri, gerek ritüelleri, gerekse maliyetleri bakımından köklü dönüşümler yaşayan evlilik geliyor.
İşgal güçleri Filistinli ailelere karşı korkunç suçlar işledi; katliamlarıyla nüfus kayıtlarından 2.700 aileyi tamamen sildi; yaklaşık 6.000 aileden ise yalnızca bir kişi sağ kaldı; o da yetime dönüştü.
Dul kadınların sayısı 22.057’ye ulaştı; 2025 yılının sonlarında kadınların geçimini sağladığı hanelerin oranı ise yaklaşık yüzde 18 oldu. İşgalin yıktığı ailelerin sayısının on binlerle ifade edildiği tahmin ediliyor.
Bütün bu suçlara rağmen işgal, savaş sırasında dahi Gazze’de hayatın çarkını durdurmayı başaramadı. Soykırım savaşının başlangıcından 2026 Mayıs’ına kadar yapılan evlilik akitlerinin sayısı, Gazze Yüksek Şer’i Yargı Konseyi’nin istatistiklerine göre, mahkemeler dışında kıyılan nikâhlar hariç 34 bin akdi aştı.
Toplumsal kriz
Kadın meseleleri aktivisti İsra Bin Said, savaşın toplumsal kırılmalarla ağırlaşmış bir toplum bıraktığını söyledi. Soykırım savaşının binlerce erkek, kadın ve çocuğun hayatına mal olması nedeniyle çok sayıda kadının toplumsal ya da ailevi destekten yoksun kaldığına işaret etti.
Aktivist, savaşın ister eşlerden birinin şehit olması, ister ayrılık, ister hayatın karmaşıklıkları ve coğrafi uzaklık nedeniyle olsun, binlerce aile ve hanenin dağılmasına yol açtığını da ekledi. Savaş koşullarının ailelere son derece zor bir gerçeklik dayattığını, bunun da derin toplumsal sorunlar doğurduğunu ve ailevi-toplumsal yapıyı büyük ölçüde etkilediğini belirtti.
Bin Said, NoonPost’a yaptığı açıklamada, “Savaş ve sonrasında yaşananlar, evlilik ölçütlerinde değişime yol açtı; birçok aile, kızlarını, kişinin ahlakını, evliliğe ehil olup olmadığını ve kızlarını koruyup koruyamayacağını yeterince araştırmadan evlendirmeyi kolaylaştırdı. Bunun nedeni, ailelerin ekonomik sıkıntı, çadırlardaki kalabalık ve zor koşullardan geçmesi; bu da velileri evlilik konusunda daha istekli ve gençlerin kızlarına talip olmasına daha kolay onay verir hale getirdi” dedi.
Sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunun tehlikeli sonuçları oldu; bu evliliklerin birçoğu boşanmayla ya da işlerin mahkemelere taşınmasına varan süreçlerle sonuçlandı.” Savaşın dayattığı sert ekonomik ve yaşam koşullarının, toplum içindeki sosyal yapı ile aile ilişkilerine doğrudan yansıdığını kaydetti.
Aktivist, savaş sırasında ve sonrasında çocuk yaşta evliliklerde belirgin bir artış kaydedildiğini vurguladı. Bu olgunun savaş patlak vermeden önce yaygın olmadığını, ancak yerinden edilme, yoksulluk ve yaşam koşullarındaki kötüleşmenin, ağırlaşan insani ve toplumsal şartlar altında birçok aileyi kızlarını erken yaşta evlendirmeye ittiğini söyledi.
Şöyle devam etti: “Eski bir gelenek yeniden geri döndü; o da dul kadının, şehit ya da kayıp eşinin erkek kardeşiyle evlendirilmesi. Amaç, çocukların aile içinde kalması, dağılmaması ya da babalarının ailesinden uzaklaşmaması. Bunun sonucunda da çoğu zaman boşanmaya varan aile içi anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Çünkü birçok kadın, eşlerinin ikinci kez evlenmesini, yeni eş şehit kardeşinin dul eşi ve amaç çocukları korumak olsa bile, kesin biçimde reddediyor. Çok sayıdaki dul ve yetimle birlikte bunun çok sayıda boşanmaya, ailelerin yıkılmasına ve aileler arası anlaşmazlıklara yol açtığını gözlemledik.”
Bin Said, bu toplumsal olguların savaşın sonuçları ve toplum içindeki kaybın büyümesiyle daha görünür hale geldiğini, bunun da ailelerin istikrarına ve aile ilişkilerine doğrudan yansıdığını belirtti.
Eş seçimi
Savaşın Gazze’de evlilik anlayışında yarattığı değişimler, hayat arkadaşının seçilme ölçütlerine kadar uzandı.
Gazze toplumu büyük ölçüde geniş aile ilişkilerine dayanıyor. Aileler arasındaki coğrafi yakınlık, tanışma, seçim ve evliliğin tamamlanmasında merkezi bir rol oynuyordu. Ancak tekrarlanan yerinden edilmeler ve ailelerin barınma merkezleri, çadırlar ve göç alanları arasında dağılması, bu ailevi ve bölgesel ağları zayıflattı ve savaşın dayattığı yeni gerçekliğe göre yeniden şekillendirdi.
Bu dönüşümler ışığında, özellikle doğrudan iletişimin zorlaşması ve ailelerin Gazze Şeridi’nin farklı bölgelerine dağılmasıyla birlikte, genç erkekler ile genç kadınların tanışma ve eşleştirilme mekanizmaları da değişti.
Evlilik amacıyla genç erkekler ile genç kadınları buluşturan görücü usulü eşleştirme yapan Ümm Lüey Hüseyin’le konuştuk. Savaş döneminde de işini sürdürdü, ancak bunu yerinden edilme koşulları ve hareket etmenin zorluğu nedeniyle sosyal medya üzerinden yaptı.
Ümm Lüey, savaş sırasında evlilik dosyasında yaşanan en belirgin değişimin ailelerin dağılması ve Gazze Şeridi içindeki nüfus haritasının değişmesi olduğunu söyledi. Kuzey sakinlerinin bir bölümünün güneye göç ettiğini, bazılarının ise güneyden merkeze ya da başka bölgelere geçtiğini; bunun da yerinden edilme ile yıkım ve tahliyeden etkilenen alanların genişlemesi sonucu Şerit’in demografik yapısını tamamen değiştirdiğini anlattı.
Bu gerçekliğin iki temel etki doğurduğunu belirtti. Birincisi, coğrafi uzaklık ve ailelerin dağılması nedeniyle gençlerin kendi asıl yerleşim bölgelerinden kızlarla evlenmesinin zorlaşmasıydı. İkincisi ise onun olumlu olarak nitelediği etkiydi: Savaştan önce ailelerin çoğu çocuklarını yalnızca kendi yaşadıkları bölgeler ya da vilayetler içinde evlendirmeyi tercih ederken, artık Şerit’in farklı bölgelerinden aileler arasında tanışma çemberi genişledi.
NoonPost’a konuşan Ümm Lüey, evlilik ölçütlerinin savaş öncesine kıyasla belirgin biçimde değiştiğini de ekledi. Kız tarafının erkeği kabul etme şartlarının, zor ekonomik koşullar, yıkımın bıraktığı geniş çaplı zararlar ve bu şartlarda evlilik masraflarını karşılama gücünün gerilemesi nedeniyle daha az talepkâr ve daha az karmaşık hale geldiğini söyledi.
Görücü usulü eşleştirme yapan Ümm Lüey, bu değişimin aynı zamanda mevcut koşullar ve artan geçim yükleri altında evlilik adımını atabilecek erkek sayısının azalmasıyla da bağlantılı olduğunu belirtti. Tüm bu etkenlerin birlikte toplum içindeki evlilik ölçütlerini yeniden şekillendirdiğini vurguladı.
Birçok genç kadının artık asgari nitelikleri talep etmeye başladığını anlattı: Gencin bir meskeninin olması, bu iyi bir çadır bile olsa; iyi huylu olması ve bir gelir kaynağına sahip bulunması. Bunun, geçmişte yaygın olan karmaşık beklentilerden uzak olduğunu; buna karşılık genç erkeklerin taleplerinin savaş öncesine göre çok değişmediğini söyledi.
Ümm Lüey şöyle devam etti: “Benim rolüm genç erkek ile genç kadını buluşturmak. Ondan sonrası ise talepler, evlilik düzenlemeleri ve kalınacak yer konusundaki görüşmelerde ailelerin sorumluluğu. Çoğu zaman, temel konularda anlaşma sağlanmışsa, evliliğin tamamlanması için iki aile de ayrıntılar ve düzenlemeler konusunda bir tür esneklik gösteriyor.”
Evlilik masrafları
Toplumsal karmaşıklıklardaki bu gerilemeye ve çok sayıda ailede evliliğe ilişkin bazı taleplerin hafiflemesine rağmen, maddi boyut gençlerin çoğu için en büyük engel olmaya devam etti; hatta Gazze’nin yaşadığı ekonomik çöküş ortamında daha da zorlaştı.
Savaş sırasında ya da sonrasında evlenen bazı gençlerle yaptığımız görüşmelerde, onlardan evlilikte karşılaştıkları zorlukları, maliyetleri ve örf-adetlerde yaşanan değişimleri dinledik.
Gençler, Gazze Şeridi’ndeki ekonomik koşullar son derece zor hale gelmiş, yoksulluk oranı yüzde 93’ü aşmış, işsizlik de yüzde 80 eşiğini geçmiş olmasına rağmen, evlilik maliyetlerinin çılgınca arttığını ve artık eskisi gibi olmadığını kabul etti.
Fiyatlardaki artışın birkaç nedeni var. Bunların başında, denetimin zayıf olduğu bir ortamda yüksek mali kazanç elde etme isteği geliyor. Buna ek olarak kıyafetlerin pahalanması, nakliye araçlarında ve elektrik jeneratörlerinde kullanılan yakıtın maliyeti ile salon ücretlerinin artması da etkili oldu; bazı salonların fiyatı beş katına çıktı.
İbrahim es-Selasile, savaşın sona ermesinin ardından kısa süre önce evlenen gençlerden biri. Evliliğe hazırlanan bir gencin üstlenmek zorunda kaldığı büyük maddi yükler hakkında kısa bir tablo çizdi.
Savaştan sonra evliliğin neredeyse yalnızca zenginlere özgü hale geldiğini söyledi; çünkü evlilik ve ona ilişkin düzenlemelerin devasa maliyetlerini, bu ağır koşullar altında bugün gençlerin çoğu karşılayamıyor.
NoonPost’a konuşan Selasile, “Masraflar mehirle başlıyor. Birçok aile hâlâ yüksek mehir istiyor ve mehri şekel üzerinden talep ediyor. Çünkü Filistin’de mehirde yaygın olarak kullanılan para birimi olan Ürdün dinarı, şekel karşısında değer kaybetti; bu da gencin maliyetini artırıyor. Sonrasında eşrafı, ailenin büyüklerini ve yakınları kapsayan ‘cehe’ var; buna bir de ilan töreni eşlik ediyor, o da masraflı. Ardından gelinin kına gecesi ve damadın gençler eğlencesi geliyor” dedi.
Şöyle sürdürdü: “Bundan sonra düğün hazırlıkları başlıyor. Gelinliğin maliyeti var; artık kiralanması savaş öncesine göre kat kat arttı. Aynı durum damatlık için de geçerli. Kuaför ücreti de katlandı. Salon kiralamak ise bilinen fiyatın beş katına mal oluyor. Bir de düğün alayı ekibi var. Ardından da adetlerimize göre yemek geliyor; onun maliyeti de pahalılık, gaz kıtlığı ve gıda maddelerindeki azlık nedeniyle çılgınca arttı.”
Selasile, çiftin bir daire kiralamak istemesi halinde birçok ailenin artık son derece yüksek aylık kiralarla karşı karşıya kaldığını, küçük bir dairenin ortalama fiyatının şu anda yaklaşık 2.500 şekel olduğunu ve bunun çok büyük bir meblağ sayıldığını belirtti.
Bu zor koşullarda gençlerin evlenmesini kolaylaştırmak için çaba gösteren ve onları aşılabilir birçok masraftan muaf tutan aileleri de övdü.
Törensiz evlilik
Ekonomik yüklerin artması ve satın alma gücünün gerilemesiyle birlikte, birçok aile düğünle bağlantılı geleneksel gösterişten vazgeçmeye başladı; savaşın sert gerçekliğine uyum sağlama çabasıyla asgari düzeyde törenle yetiniyor.
Son derece ağır yaşam koşulları nedeniyle birçok aile, bu törenlerin yüksek maliyetini karşılayamadığı için alışılmış düğün merasimlerini düzenlemekten kaçınmaya yöneldi.
Gazze Şeridi’nde evlilik gelenekleri arasında nişanda ilan töreni, evlilikte gençler eğlencesi ve yemekli şölenin yanı sıra “damadın annesinin geceleri”, gelinin kınası ve düğün, ardından da sabah eğlencesi yer alıyordu.
Damat Muhammed Ebu Cezer ise Refah’taki evini kaybedip oradan zorla göç ettirilmesinin, gelir kaynağını yitirmesinin ve aile fertlerinin Şerit’in farklı bölgelerine dağılmasının ardından, yerinden edilme, çadırlar ve bu zor maddi-toplumsal koşullar altında evlilik fikrinin neredeyse imkânsız hale geldiğini söyledi.
NoonPost’a konuşan Ebu Cezer, “Ama yaş hızla geçiyor. Savaş dönemi benim için çok zordu; ruh halimi ve bedenimi olumsuz etkiledi. Bu yüzden maddi olarak elimden geldiğince bir şeyler biriktirmeye çalıştım ve belli bir miktar toplayabildim. Bunun mehir olmaya yetip yetmeyeceğini bilmiyordum. Nişan için başvurduğumda da eşimin ailesine maddi koşullarımı, düğün ve kutlamalar yapamayacağımızı anlattım” dedi.
Eşinin ailesinin durumunu anlayışla karşıladığını, büyük bir düğün yapılmamasına ve camide ilanla, ailesinin çadırında küçük bir kutlamayla yetinilmesine onay verdiğini belirtti.
Şöyle devam etti: “Çadırlarda yaşayan yerinden edilmiş ailelerin çoğu da aynı eğilimde; büyük kutlamalar ve benzerlerini yapmamak, gencin de zor koşullar, belirsiz gelecek ve pahalı günlük yaşam içinde evlilik hayatı için gerekli masrafları karşılayabilecek kadarını elinde tutması yönünde.”