هذا التقرير متاح أيضًا بـ العربية
Montreux Sözleşmesi, Karadeniz’de gemilere, limanlara ve ihracat tesislerine yönelik saldırıların tırmanmasının ve risklerin Türkiye bağlantılı gemilere kadar ulaşmasının ardından yeniden gündeme geldi.
Nitekim 3 Ağustos 2026’da Türk bir kuruluşa ait bir gemi, Rusya’nın Novorossiysk Limanı yakınlarında insansız hava aracı saldırısına uğradı ve mürettebattan üç kişi ağır yaralandı. Buna karşılık Ukrayna, yalnızca temmuz ayında limanlar içindeki gemilere yönelik 35 saldırı ve denizde 22 saldırı kaydetti; bu sayı, 2025 yılının tamamında gemilere yönelik 14 saldırıyla karşılaştırılıyor.
Risklerin artmasıyla birlikte Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 8 Ağustos’ta Moskova ve Kiev’e Karadeniz’deki saldırıları durdurma çağrısı yaptı; ardından Ankara, boğazlarda geçici güvenlik önlemleri uyguladı.
Ertesi gün bazı haberlerde Karadeniz’e giden bazı ticari gemilerin hareketinin kısıtlandığı belirtildi. Ancak iki Türk hükümet yetkilisi, boğazlardan geçişin normal şekilde sürdüğünü, yeni tedbirlerin güvenlik ve seyir emniyetiyle ilgili olduğunu, geçişlerin ise Montreux Sözleşmesi’nin şartları uyarınca devam ettiğini söyledi.
Son gelişmeler, Türkiye’nin İstanbul ve Çanakkale boğazlarında kullandığı yetkinin niteliğini ortaya koyuyor. 1936’da imzalanan Montreux, ticari ve savaş gemileri için farklı kurallar koyuyor; askeri gemilere ilişkin hükümleri de geminin ait olduğu devlete, bu devletin Karadeniz’e kıyısı olup olmamasına ve barış ya da savaş durumuna göre değiştiriyor.
Sözleşme, Türkiye’nin ve Karadeniz ülkelerinin güvenliği ile seyrüsefer serbestisi arasında denge kurarak boğazları düzenleyen çerçeveyi oluşturuyor. Ankara’ya, kendisinin savaşın tarafı olduğu ya da yakın savaş tehlikesi altında bulunduğunu düşündüğü durumlarda savaş gemilerinin geçişini yönetme konusunda geniş yetkiler tanırken, ticari gemilerin hareketi daha geniş geçiş serbestisi güvencelerine tabi oluyor.
Rusya-Ukrayna savaşından bu yana bu kurallar, güç dengesinin doğrudan bir parçası haline geldi. Ankara, Şubat 2022’de savaş hükümlerini devreye sokarak, savaşan iki tarafın gemilerinin deniz kuvvetlerini dışarıdan takviye etmek için boğazları kullanmasını engelledi.
Montreux, gemi geçişlerini nasıl düzenliyor?
Montreux Sözleşmesi, ticari gemiler ile savaş gemileri arasında ayrım yaparak başlıyor. Barış zamanında ikinci madde, ticari gemilere bayrakları ve yüklerinin türü ne olursa olsun boğazlardan gece gündüz serbest geçiş hakkı tanıyor; ancak bu geçişler sağlık denetimi, harçlar ve sözleşmede belirlenen usullere tabi oluyor. Türkiye savaş dışında kaldığı takdirde, savaş çıkması halinde de ticari geçiş serbestisi sürüyor.
Savaş gemileri ise daha barış zamanından itibaren, geminin türü, ait olduğu devletin uyruğu, tonajı, geçiş yapan gemi sayısı ve Karadeniz’de kalış süresiyle bağlantılı daha sıkı kurallara tabi tutuluyor. Bu sistem, Karadeniz’e kıyısı olan devletlere, deniz kuvvetleri dışarıdan gelen ülkelere kıyasla daha geniş haklar tanıyor.
Kısıtlamalar arasında, geçişten önce Türkiye’ye bildirimde bulunulması ve boğazlardan geçebilecek ya da Karadeniz’de bulunabilecek gemi sayısı ile tonajın belirlenmesi yer alıyor. Ayrıca kıyıdaş olmayan devletlerin gemileri için azami kalış süresi öngörülüyor. Aşağıdaki görselin de gösterdiği gibi, bu sınırlar kıyıdaş devletlerle diğerleri arasında farklılık gösteriyor.
Montreux kuralları yalnızca sayı ve tonajla sınırlı değil. Savaş gemisinin, arıza ve deniz tehlikeleri halleri dışında, boğazlar içinde geçişi tamamlamak için gerekli süreden daha fazla kalmaması gerekiyor. Ayrıca boğazlardan geçiş sırasında gemide bulunan uçakların işletilmesi de yasaklanıyor.
Sözleşme, Karadeniz devletlerine kıyıdaş olmayan devletlerin sahip olmadığı özel haklar tanıyor; bu devletlerin belirli şartlar altında büyük sermaye savaş gemilerini geçirmesine izin veriyor.
Ayrıca yalnızca bu devletlerin denizaltıları, bölge dışında inşa edildikten ya da satın alındıktan sonra ilk kez üslerine dönerken veya onarım için deniz dışındaki tersanelere gidip geri dönerken boğazlardan geçebiliyor. Bu durumlarda denizaltılar, Türkiye’ye bildirim yapıldıktan sonra gündüz, su üstünde ve tek başına geçiyor.
Uçak gemileri ise sözleşmede, kıyıdaş devletlere tanınan geçiş istisnalarından yararlanan gemi kategorileri dışında bırakılıyor. Geminin sınıflandırılması, sahibi olan donanmanın ona verdiği isme göre değil, Montreux’deki tanıma göre işlevi ve tasarımına dayanıyor.
Türkiye geçişi ne zaman engelleyebilir?
Türkiye’nin boğazlardaki yetkileri, barış ya da savaş durumuna ve Ankara’nın bu durumdaki konumuna göre değişiyor. Montreux Sözleşmesi, savaş gemilerine uygulanan kurallarla ticari gemilerin geçiş güvenceleri arasında ayrım yapıyor. Aşağıdaki görsel, sözleşmenin düzenlediği dört durumda bu yetkilerin nasıl kademelendiğini gösteriyor.
Bu hükümler, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik kapsamlı işgalinin ardından doğrudan uygulanmaya başladı. Türk kararından önceki haftalarda Moskova, Karadeniz yönüne en az altı savaş gemisi ve bir denizaltı geçirebilmişti. Dönemin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 27 Şubat 2022’de Ankara’nın çatışmayı Montreux’nün uygulanması bakımından “savaş” olarak değerlendirdiğini açıkladı; böylece 19. madde Rus ve Ukrayna savaş gemileri için devreye girdi.
Üsse dönüş istisnasının sınırları da hemen ardından ortaya çıktı. Çavuşoğlu, mart ayı başında Moskova’nın 27 ve 28 Şubat’ta dört geminin geçişini talep ettiğini, bunlardan üçünün Karadeniz üslerine kayıtlı olmadığını söyledi. Ankara, talebin geri çekilmesini istedi ve üsse dönüş istisnasının sözleşmede belirlenen amacı aşacak şekilde kullanılmasına karşı uyardı.
Türkiye aynı maddeyi Ukrayna’ya da uyguladı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, 2 Ocak 2024’te Britanya’nın Ukrayna donanmasına verdiği iki mayın avlama gemisinin savaş sürdüğü müddetçe boğazlardan geçmesine izin verilmeyeceğini açıkladı.
Aynı zamanda Ankara, savaşın ilk haftalarından itibaren diğer ülkelerden gerilimi sınırlamak amacıyla Karadeniz’e savaş gemisi göndermemelerini istedi. West Point’teki Lieber Hukuk ve Savaş Enstitüsü, 19. maddenin savaşa katılmayan devletlerin savaş gemilerini barış zamanı kurallarına tabi bırakmaya devam ettiğini belirtiyor. Bu da Batılı donanmaların 2022’den bu yana çekimser kalmasının, sözleşmenin getirdiği kalıcı kısıtlamaların yanı sıra Türk yatıştırma politikasıyla da bağlantılı olduğu anlamına geliyor.
Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’na bağlı Carnegie Europe tarafından Temmuz 2026 başında yayımlanan bir çalışma, savaşın üzerinden dört yıldan fazla zaman geçmesine rağmen Türk politikasının sürdüğüne işaret ediyor. Çalışma, 2025 sonu ve 2026 başında Türkiye’de yapılan mülakatlara dayanarak bir Türk yetkiliden, geçici bir ateşkesin Ankara’nın bakış açısından boğazlarda barış rejimine dönmek için yeterli olmayacağını; bunun, savaş halini sona erdirecek bir çözüm ya da kalıcı ateşkesle bağlantılı olduğunu aktarıyor.
Çalışmada ayrıca “Montreux Plus” adı verilen yazılı olmayan bir siyasi mutabakattan söz ediliyor. Buna göre Rusya, Karadeniz Filosu’na ait ve bölge dışında bulunan gemileri fiilen geri getirmeye çalışmaktan kaçınırken, Karadeniz’e kıyısı olmayan NATO ülkeleri de gemilerini bölgeye sokmaktan kaçınmayı sürdürüyor.
Ağustos 2026 tedbirleri ise Türkiye’nin yetkisinin farklı bir yönünü sınadı. Ticari gemiler ve limanlara yönelik saldırı dalgasının ardından Ankara, boğazlardaki güvenlik ve denetim önlemlerini geçici olarak sıkılaştırdı.
Türk deniz trafiği düzenlemeleri ve Gemi Trafik Hizmetleri sistemi, Ankara’ya trafik akışını ve rotalarını düzenleme, canı, malı ve çevreyi korumak için tedbir alma imkânı tanıyor.
Montreux, Karadeniz’de güç dengesini nasıl etkiliyor?
Montreux Sözleşmesi, Karadeniz’e kıyısı olan devletlere deniz içinde kalıcı bir üstünlük sağlıyor. Bu devletler sürekli deniz kuvveti bulundurabiliyor ve gemilerine özgü hükümlerin avantajından yararlanabiliyor; dışarıdan gelen kuvvetler ise tonaj, sayı ve kalış süresi bakımından tavanlara tabi oluyor.
Barış zamanında Rusya, kıyıdaş bir devlet olarak Karadeniz’de kalıcı bir deniz filosu bulundurabiliyor. Buna karşılık ABD, Britanya, Fransa ve diğer kıyıdaş olmayan devletlerin deniz kuvvetleri burada 21 günden fazla kalamıyor; ayrıca boğazlardan geçirilebilecek gemilerin toplam tonajı bakımından da kısıtlamalara tabi tutuluyor.
Ancak Rusya-Ukrayna savaşı Moskova’ya bir kısıt daha getirdi. Türkiye’nin Şubat 2022’de 19. maddeyi devreye sokmasından bu yana Rusya, kayıplarını telafi etmek ya da Karadeniz Filosu’nu güçlendirmek için diğer filolarından savaş gemilerini boğazlardan geçirerek nakledemiyor; yalnızca sözleşmenin gemilerin üslerine dönmesine izin verdiği haller bunun dışında kalıyor.
Moskova, Türk kararından önce bazı deniz unsurlarını bölgeye sokmuştu; ardından Ankara, üsse dönüş istisnasını sınırlı biçimde uyguladı. Rus filosunun füzeler, deniz dronları ve Ukrayna operasyonları sonucu uğradığı kayıplarla birlikte, kaybedilen bir geminin yerine Akdeniz’den gelecek başka bir gemiyi koymak daha da zorlaştı.
Ukrayna da ters yönden aynı kısıtla karşı karşıya. Kıyıdaş bir devlet olarak barış zamanında kıyı devletlerinin haklarından yararlanıyor; ancak savaşın tarafı olması, dışarıdan temin ettiği savaş gemilerini içeri sokmasını engelliyor. Bu durum Ocak 2024’te, Türkiye’nin Britanya’nın Ukrayna donanmasına verdiği iki mayın avlama gemisinin savaş sürdüğü müddetçe Karadeniz’e geçmesine izin verilmeyeceğini açıklamasıyla ortaya çıktı.
NATO açısından ise kuvvetlere getirilen kısıtlamalar, devletin konumuna göre değişiyor. Türkiye, Romanya ve Bulgaristan Karadeniz’e kıyısı olan devletler ve bunların deniz kuvvetleri burada kalıcı biçimde faaliyet gösterebiliyor. Buna karşılık ABD, Britanya, Fransa, İtalya ve diğer kıyıdaş olmayan devletlerin gemileri, Montreux’nün sayı, tonaj ve kalış süresine ilişkin kısıtlamalarına tabi oluyor.
2022’den bu yana kıyıdaş olmayan Batılı devletler, Karadeniz’e savaş gemisi sokmaktan kaçındı; bu durum, Türkiye’nin Rusya ve Ukrayna’ya 19. maddeyi uygulamayı sürdürmesiyle eş zamanlı ilerledi. Bu da kıyıdaş devletlerin deniz kuvvetlerine bağımlılığı artırdı. Bunun bir örneği, Türkiye, Romanya ve Bulgaristan’ın kurduğu mayınla mücadele grubu oldu; NATO da bunu 2024 Washington Zirvesi Bildirisi’nde memnuniyetle karşıladı.
Carnegie Europe’un Temmuz 2026’da yayımladığı çalışma, Türkiye’nin Karadeniz içindeki deniz düzenlemelerinde başat rolü kıyıdaş devletlere veren “bölgesel sahiplik” anlayışına yöneldiğini kaydediyor.
Bu yaklaşım, pratikte Türkiye, Romanya ve Bulgaristan’ın kurduğu mayınla mücadele grubunda görülüyor; buna karşılık bölge dışından gelen donanmaların kapasitesi, Montreux’nün tonaj ve kalış süresine ilişkin kurallarıyla sınırlı kalmaya devam ediyor.