• Siyaset
  • Ekonomi
  • Toplum
  • Kültür
  • Görüşler

Avrupa’daki Müslümanlar… Değişen dengeler ve en büyük sınav: Toplumsal uyum

Randa Attiah26 August 2026

هذا التقرير متاح أيضًا بـ العربية

NoonPodcast نون بودكاست · Avrupa’da Müslümanlar.. dalgalı bir gerçeklik ve en zorlu sınav entegrasyon

Eğer Müslümanlar ile Avrupa arasındaki ilişki birkaç yüzyıl öncesine uzanıyorsa, bu ilişkinin gerçekten gündeme taşınması mevcut on yıldaki son göç dalgalarının ardından oldu. 2015’te zirveye ulaşan bu dalgalar, Batı ve Doğu’yu aynı ölçüde bu dosyayı siyasi ve toplumsal tartışmaların merkezine koymaya itti. Özellikle de bu durum, azınlıklara ve genel olarak göçmenlere karşıtlığı en güçlü sloganı hâline getiren aşırı sağ akımın büyümesine yol açtı.

Noon Post’ta “Avrupa Müslümanları” dosyası kapsamında, Avrupa ülkelerindeki Müslümanların genel durumuna, meselelerine ve kaygılarına, sorunlarına ve karşılaştıkları zorluklara, Avrupa toplumları içindeki entegrasyon düzeylerine ve bunun açmazlarına, “İslamofobi” çıkmazını aşma kapasitelerine ve bunu engelleyen bariyerlere ışık tutacağız. Bu dosyanın ilk haberinde ise yaşlı kıtadaki Müslüman toplulukların haritasında kısa bir tura çıkıyor; varlıklarının tarihine ve güncel meydan okumalarla baş etme yollarına göz atıyoruz.

Avrupa’da Müslümanlar

Belirtmek gerekir ki bugün Avrupa’daki Müslümanların sayısına ilişkin güncel ve kesin bir resmî istatistik bulunmuyor. Ancak Alman İslam Arşivi Merkezi’nin (DI Enstitüsü) tahminlerine göre, yaşlı kıtadaki Müslümanların sayısı 53 milyon civarında ve bu da nüfusun yüzde 5,2’sine tekabül ediyor (Türkiye’nin Avrupa kısmı da dâhil edildiğinde). ABD’li Pew Araştırma Merkezi ise yalnızca Avrupa Birliği ülkelerinde 30 ülkede yaklaşık 25,8 milyon Müslüman bulunduğunu, bunun da 2016 itibarıyla Avrupa nüfusunun yüzde 4,9’unu oluşturduğunu belirtiyor; ayrıca bu oranın 2030’a kadar yüzde 8’e ulaşabileceğini ortaya koyuyor.

Tarihsel arka plan

Avrupa, İslam’la miladi 7. yüzyılın ortalarında Osmanlı yönetimi altındaki İslami genişlemeler aracılığıyla tanıştı. Akdeniz’e kıyısı olan adalar ve sahiller, İslam dininin Avrupa kıtasına girişindeki ilk kapı oldu.

Başlangıç Avrupa’nın doğu yakasında oldu. İslam, kıtanın güneydoğusundaki ülkelerde ve Balkanlar’da geniş ölçüde yayıldı. Osmanlılar, özellikle Gorani, Boşnak ve Arnavut Müslümanlar arasında, bu şehir ve ülkelere Türk renkleri taşıyan Avrupaî bir karakter kazandırmayı başardı. Buna Rusya, Kırım ve Çeçenistan’daki Müslüman toplulukların yayılışı da eklenebilir.

Batı yakasında ise Endülüs, İslam’ın Avrupa’ya girişindeki büyük kapıydı. Müslümanların burayı kontrol altına almasının ardından Endülüs, gözden kaçmayacak bir ilim ve din meşalesine dönüştü; Londra, Paris, Berlin ve diğer Avrupa başkentlerinin semalarını aydınlatan bir ışık saçtı. Bu başkentler, bugün de öncülük ve ilerleme düzeyine ulaşmalarını sağlayan pek çok unsuru İslam medeniyetinden devşirdi.

Müslümanların Avrupa’ya girişi, bazılarının öne sürdüğü gibi bir istilacı girişi değildi. Aksine Batı, o dönemde, insanlığa her alanda sundukları katkılarla ün salmış Müslümanların medeniyetini kendilerine taşıyacak birine son derece ihtiyaç duyuyordu. Amaç, o medeniyetten yararlanarak o günkü perişan durumlarından daha iyi bir noktaya geçebilmekti. Bunu, içlerinden insaf sahibi olanların kaleme aldığı eserler de belgeliyor.

Müslüman nüfusun artışı

“Avrupa’da artan Müslüman nüfus” başlığıyla The Guardian, Müslümanların sayısındaki artışın Avrupa’nın demografik haritasını değiştirebileceği yönündeki kaygıları ele alan bir haber yayımladı. Haberde, kıtanın 2014’ten bu yana gelen Müslüman nüfusta daha önce görülmemiş ölçüde büyük bir artış yaşadığı belirtildi.

Haberde, doğurganlık oranlarının mevcut seyrini koruması hâlinde bazı ülkelerde Müslümanların oranının hızla yükseleceği öngörüldü. Örnek olarak Almanya’da Müslüman oranının 2016’da toplam nüfusun yüzde 6,1’inden 2050’de yüzde 19,7’ye, yani üç katından fazlasına çıkmasının beklendiği belirtildi. Benzer şekilde Polonya’da da bu oranın yüzde 0,1’den yüzde 0,2’ye yükselmesi, yani yüzde 100 artması bekleniyor.

Bazıları, Avrupa hükümetlerinin doğudan gelen göç dalgalarına karşı sınırlarını kapatmak için harcadığı çabalar dikkate alındığında bu rakamların nesnelliğini sorgulayabilir. Ancak Pew, Avrupa Birliği’nin 28 ülkesinin tamamı ile Norveç ve İsviçre kapılarını kapatsa bile Müslüman oranının artacağını belirtiyor. Bunun nedeni, yüksek doğurganlık oranları ve genç yaş profili; buna karşılık Avrupa kıtasının yaşlanan nüfusu ve düşen doğurganlık oranları. İstatistikler, 15 yaş altındaki Müslümanların toplam Müslüman nüfusun yaklaşık yüzde 27’sini oluşturduğunu, bu oranın Müslüman olmayanlarda yalnızca yüzde 15 olduğunu gösteriyor.

Pew raporunu hazırlayan araştırmacılar, Avrupa’daki bazı ülkelerde Müslüman sayısının 2050’ye kadar en az üç katına çıkacağını öngördü. Bu tahmin, kıtadaki Müslüman kitlesi üzerinde belirgin etkisi olan üç göç senaryosuna dayanıyor:

Birinci senaryo: Avrupa’ya hiç Müslüman göçü olmaması durumunu ele alıyor. Bu durumda oran yüzde 4,9’dan yüzde 7,4’e çıkacak. Müslüman sayısındaki bu artıştan en büyük payı Fransa’nın alması ve oranın bugün yüzde 8,8’den 2050’de yüzde 12,7’ye yükselmesi bekleniyor. Bunun istisnası, Türk Kıbrıslılar nedeniyle Müslümanların yüzde 25’ten fazlasını oluşturduğu Kıbrıs.

İkinci senaryo: Avrupa’ya orta düzeyde Müslüman göçü olacağını varsayıyor. Bu durumda bazı ülkelerde oran nispeten daha fazla artacak; bunların başında da oranının yüzde 20,5’e ulaşması muhtemel İsveç geliyor. Britanya’da Müslümanların oranı 2016’daki yüzde 6,3’ten yüzde 16,7’ye, Finlandiya’da ise yüzde 2,7’den yüzde 11,4’e çıkacak. Bu tablo özellikle Batı Avrupa ülkelerinin çoğu için geçerli.

Üçüncü senaryo: siyasi ya da güvenlik kaynaklı koşullar nedeniyle yüksek göç yaşanması ihtimaline dayanıyor. Bu durumda oranlar beklenenden daha yüksek artacak. Toplam nüfus içinde Müslüman oranında en büyük pay yüzde 30,6 ile İsveç’in olacak; Finlandiya’da bu oran yüzde 15’e, Norveç’te ise yüzde 17’ye ulaşacak.

Rapor, göç haritası nasıl şekillenirse şekillensin Müslüman azınlığın oranının yıldan yıla artmasının kaçınılmaz olduğu sonucuna vardı. Bu durum, özellikle de kıtanın geleceği açısından bu artışın tehlikeli olduğu yönünde kaba ırkçı üslubuyla defalarca uyarıda bulunan aşırı sağ çevreler başta olmak üzere, Avrupa’daki pek çok düşünür ve lideri kaygılandırdı. Bu çevreler, Müslümanlara karşı durulmasını ve Avrupa ülkelerindeki kaynaklarının kurutulmasını talep etti.

Müslümanların rolünün büyümesi

Avrupa’nın İslam’ı tanımadan önceki hâli ile sonraki hâli arasında büyük fark var. Müslümanlar, genel olarak Batı’yı her alanda önemli katkılarla zenginleştirdi. Bu da son dönemde Avrupa’daki aşırı sağın ortaya attığı, Müslümanların ve göçmenlerin ülkeleri için “asalak ve yük” olduğu yönündeki sahte anlatıyı boşa çıkarıyor.

Yazar Muhammed Bekri, Londra merkezli el-Hayat gazetesindeki yazısında Müslümanların Avrupa’daki rolünün ana hatlarını ele alıyor. Bekri, Avrupalı insaf sahibi düşünürlerin de kabul ettiği üzere, Müslüman Araplar İtalya ve Sicilya’ya girmeden önce Avrupa’nın karanlıkta yüzdüğünü ve kaos yaşadığını; ancak İslam medeniyetinin gelişiyle bu karanlık kıtanın aydınlığa ve medeniyet parıltısına taşındığını vurguluyor.

Bekri, Avrupa başkentlerinin istisnasız biçimde Müslüman Endülüs’e bilim heyetleri gönderdiğine; Arap ve İslam ilimlerini öğrenmek, İslam medeniyetinden beslenmek için bu bölgeye yöneldiğine dikkat çekiyor. Bu durum, Arap ve Müslüman âlimlerin Avrupa medeniyetinin yeniden canlanmasına yaptıkları katkılar üzerinden açıkça görülebilir. O dönemde Müslüman âlimler, hem Doğu hem Batı için en güvenilir başvuru kaynağıydı.

Tarihçiler; tarım, sanayi, tıp, ilaç, kimya, müzik ve hatta bugün Avrupa’nın övündüğü askerî sanatların köken itibarıyla İslam ve Arap medeniyetinden alındığını belirtiyor. Hatta bu alanların bazı Müslüman öncülerinin isimleri, dünyanın üniversiteleri ve güçlü araştırma merkezlerinin duvarlarına altın harflerle kazınmış durumda.

Tarihçi Emily Greble’ın hazırladığı ve Chatham House tarafından yayımlanan rapor, Müslümanların Avrupa’daki katkılarını ele alan en değerli çalışmalardan biri sayılıyor; üstelik bu, özellikle aşırı sağdan kaynaklanan baskılara maruz kaldıkları bir dönemde yapılıyor. Greble, “Müslümanlar ve modern Avrupa’nın yapımı” adlı kitabında, Müslümanların Avrupa vatandaşlığının anlamlarının şekillenmesindeki merkezi katkısından söz ediyor; bunu da “hem emperyal seküler kuralları hem de İslami fıkhi hükümleri, çağın gelişmelerine uyum sağlayacak şekilde kendi özgün bağlamına göre yeniden formüle ederek” yaptıklarını belirtiyor.

Müslümanların Avrupa’daki rolüne dair söylenen en meşhur sözlerden biri, Batılı düşünür Diebl’in şu ifadesidir: “Araplar Sicilya Adası’na sanatlarının tezahürlerini, güzel yüksek kemerlerini ve ilimlerinin ürünü olan canlı sanayilerini beraberlerinde getirdiler.” Fransız Gustave Le Bon da “Arap medeniyeti.. İslam medeniyetinin evrenselliği” adlı kitabında şöyle der: “Arapların ve Müslümanların medeniyet alanındaki fazileti yalnızca kendileriyle sınırlı kalmadı; Doğu ve Batı üzerinde derin etkileri oldu. Her ikisi de medeniyetlerinde onlara borçludur. Bu etki yalnızca onlara özgüdür; zira barbarları ahlaki etkileriyle terbiye edenler onlardır.” Bu sözler en bilinen alıntılar arasında yer alıyor.

Richard Coke ise “Barış Şehri” adlı kitabında şöyle diyor: “Avrupa, Arap İspanyası’na çok şey borçludur; çünkü Kurtuba, Avrupa’nın hâlâ pislik ve ilkelliğin ağırlığı altında ezildiği bir dönemde ilim ve medeniyetin parlak kandiliydi.” Ona René Guénon da şu sözlerle katılıyor: “Batılıların çoğu, İslam kültüründen ödünç aldıkları şeylerin değerini kavrayamadı; geçmiş yüzyıllarda Arap medeniyetinden ne aldıklarının hakikatini anlayamadı.”

Davet pazarı ve dinî akışkanlık

Aynı mezhep ve din mensuplarının, hatta benzer etnik azınlıkların çoğunun aksine, Avrupa’daki Müslümanlar homojenlikten yoksun. Alan, Faslı ve İslam meseleleri uzmanı araştırmacı Muntasır Hammad’ın ifadesiyle büyük bir “davet pazarı”; içinde Sünni ve Şii akımların, İhvan ve Selefi çizgilerin mensuplarını barındırıyor, buna tasavvuf çevrelerinin artan ağırlığı da ekleniyor.

İdari tarafta ise camiler ve kültür merkezleri var; ayrıca İslami azınlığı temsil etmeyi amaçlayan resmî ve yarı resmî dernekler bulunuyor. Bunların tümü, azınlıkların dinî çerçevelenmesine şu ya da bu ölçüde katkı sunuyor. Ancak Faslı araştırmacıya göre son on yıllar, hem örgütsel hem de davet boyutunda köklü değişimlere sahne oldu.

Hammad, yazısında bu merkezler ve camilerin finansmanının çoğunlukla Avrupa dışındaki İslam ülkelerinden geldiğini belirtiyor; bunun kimi zaman davet faaliyetini desteklemek, kimi zaman da belirli ajandaları hayata geçirmek amacı taşıdığını ifade ediyor. Bu durum, bazı hükümetlerde olumsuz yankı buldu ve son dönemde camilerin finansman kaynaklarını kurutmaya yönelik kararlar alındı. Amaç, Fransa örneğinde olduğu gibi “Avrupalı ılımlı bir İslam” üretmek üzere bu yapıları denetim altına almak.

El Confidencial gazetesine göre Avrupa’da cami inşasına en fazla harcama yapan ülkelerin başında Suudi Arabistan geliyor; yıllık bütçesi 2 ila 3 milyar dolar arasında değişiyor. Onu Katar, Türkiye, Cezayir ve Fas izliyor. İtalya ise cami inşası ve bakımının Katar tarafından üstlenildiğini resmen açıklayan ilk ülke oldu. Katar, 2016’da 43 caminin inşası için yaklaşık 25 milyon avro ayırdı.

İspanya da 2020’ye kadar 150 caminin yapımını finanse etmesine Körfez ülkesine izin verdi; bunun karşılığında ünlü Kurtuba Camii’nin bakımını üstlendi. Bunun dışında Suudi Arabistan, 2015’te Almanya’da 200 cami inşası için 200 milyon avro tahsis etmişti.

Kriz ve çözüm

Entegrasyon, herhangi bir topluluğun ya da azınlığın yabancı bir ülkedeki başarısını ölçen en belirgin nesnel göstergelerden biridir. Müslümanlar söz konusu olduğunda ise bu mesele, eğer Müslümanlar bu göstergede iyi düzeyler yakalayamazsa, muhtemelen daha da çetin bir hâl alır; çünkü bunun doğuracağı sert sonuçlar bazılarını kaçmaya ve ülkeyi terk etmeye itebilir.

2017’de Avrupa’da yapılan bir araştırma, Batı Avrupa ülkelerindeki Müslümanların entegrasyon göstergelerinde (dil, eğitim, iş hayatı ve İslam ile diğer dinler arasındaki diyalog) Fransa, Britanya, Avusturya, Almanya ve İsviçre toplumları içinde kayda değer ilerleme kaydettiğini ortaya koydu.

Araştırmayı değerlendiren Türk-Alman Toplumu Sözcüsü Esi Demir, medyanın çizdiği tablonun aksine Müslümanların Avrupa toplumlarıyla entegrasyonu konusunda durumun karanlık olmadığını, ancak bazı Avrupalıların kabul göstermediğini ve bu durumun son dönemde aşırı sağın yükselişiyle daha da arttığını belirtti.

Ve sonuçları Bertelsmann Stiftung Enstitüsü’nün “Avrupa’da Müslümanlar: entegrasyon var ama toplumsal kabul yok” başlığıyla yayımladığı araştırma, Müslümanların Batı toplumlarına entegrasyon haritasını okumayı amaçlıyor. Araştırma, beş ülkede yaklaşık 10 bin kişiyle yapılan görüşmelerin sonuçlarına dayanıyor; her ülkede 1000 ila 1500 kişinin görüşü alındı. Aynı zamanda 2010’dan sonra Avrupa’ya gelen göçmenler, entegrasyon meselesinde görüşlerine dayanmak için yeterli süreyi geçirmedikleri gerekçesiyle araştırma dışında bırakıldı.

Entegrasyonun ölçümünde dört temel gösterge esas alındı: eğitim, istihdam, maaş ve Müslüman olmayanlarla ilişkiler. Araştırma, dil entegrasyonunun Almanya, Fransa ve Britanya’da büyük ölçüde başarılı olduğunu, Avusturya ve İsviçre’de ise nispeten daha düşük kaldığını ortaya koydu.

Eğitimde Fransa ilk sırada yer alıyor; Müslümanların yaklaşık yüzde 89’u 17 yaşından sonra eğitimini tamamlamış durumda. Bu oran Britanya’da yüzde 80’e, Almanya’da yüzde 64’e, Avusturya’da yüzde 60’a ve İsviçre’de yüzde 26’ya düşüyor. İş ve fırsat eşitliği alanında ise Almanya ilk sırada geliyor; gerçi son dört yılda tablo kısmen değişmiş olabilir.

Avrupalıların Müslümanları kendi toplumları içinde ne ölçüde kabul ettiğine ilişkin soruda, Müslümanları reddetme oranında Avusturya yüzde 25 ile ilk sırada yer aldı; onu yüzde 21 ile Britanya, yüzde 19 ile Almanya, yüzde 17 ile İsviçre ve yüzde 14 ile Fransa izledi. Ancak öte yandan bu durum, Müslümanların Avrupalılarla dostluk kurmasına engel olmadı. Müslümanlar arasında dostluk kuranların oranı İsviçre’de yüzde 87, Fransa’da yüzde 78 ve Almanya’da yüzde 68 olarak kaydedildi.

Irkçılık.. en öldürücü silah

Avrupa’da Müslümanlara yönelik nefret söylemi son yedi yılda daha önce görülmemiş ölçüde arttı. Bu yükseliş, aynı dönemde kök salmayı ve itibarını ile halk desteğini yeniden kazanmayı başaran aşırı sağın yükselişine eşlik etti. Bu tabloyu bir dizi gösterge üzerinden görmek mümkün:

Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı’nın 2016’da 15 Avrupa ülkesinde 10 binden fazla Müslümanla yaptığı kamuoyu araştırması, Müslümanların yaklaşık yüzde 92’sinin farklı biçimlerde ırkçı ayrımcılığa maruz kaldığını ortaya koydu. Bunların yüzde 53’ü isimleri, yüzde 39’u ise İslami kıyafetleri nedeniyle ayrımcılık yaşadı. Kadınların yüzde 94’ü de başörtüsü nedeniyle ırkçı tacize uğradı.

Avrupa Terörle Mücadele ve İstihbarat Çalışmaları Merkezi’nin rapor dizisi, Avrupa ülkelerinde özellikle Müslümanları hedef alan ırkçı suç oranlarında büyük artış olduğunu ortaya koydu. Örneğin Britanya’da 2021’de Müslümanlara yönelik ırkçı suçların sayısı yaklaşık 2703 oldu. Genel olarak nefret suçları oranı da son yıllarda yüzde 40 arttı; bunun yüzde 52’den fazlası Müslümanları hedef aldı.

2014-2015 döneminde Almanya’da 700’den fazla cami saldırısı kayda geçti. Avrupa İslam Birliği Başkanı Dırmış Yıldırım da Almanya’da ve genel olarak Avrupa’da ırkçı partilerin, Müslümanların sayısındaki artıştan Almanları korkutmaya çalıştığını belirtti. Al Jazeera’ye konuşan Yıldırım, “Müslüman göçmenlere karşı artan ırkçı şiddetten endişe duyuyoruz; neredeyse her gün bir camiye saldırı düzenleniyor” dedi.

Aynı kaygıyı Almanya’daki Uluslararası Demokratlar Birliği Başkanı Bülent Bilgi de dile getirdi. Bilgi, Avrupa’da İslam ve Müslüman karşıtlığının son beş yılda korkutucu boyutlara ulaştığını, Müslüman topluluğun artan etkisine yönelik endişenin büyüdüğünü ve bunun da sonuçta İslamofobinin toplumsal tabanını genişlettiğini belirtti.

Yukarıdaki veriler ışığında, Avrupa’daki Müslüman toplulukların gerçekliğinin, tüm sıkıntılardan uzak, pembe ve müreffeh bir tablo olarak sunulduğu gibi olmadığı açıkça görülüyor. Batı’daki Müslümanlar, aşırı sağın yükselişine eşlik eden nefret söyleminin artması nedeniyle üzerlerine çöken kaygı atmosferi içinde pek çok zorlukla karşı karşıya. Her ne kadar bu durum ülkeden ülkeye farklılık gösterse de, dosyanın ayrıntılı bölümlerinde buna daha yakından ışık tutulacak.

Bunları da Beğenebilirsiniz

Toplum

Fransa’daki Müslümanlar.. Nefret Söylemi Büyük Azınlığı Göçe İtiyor

Randa Attiah26 August 2026
Toplum

Yunanistan’daki Müslümanlar… Tarihsel Travmanın ve Baskının Kurbanları

Randa Attiah26 August 2026
Toplum

“Bağdat kuşağı” ve başkentin çevresinde demografi ile coğrafya mücadelesi

Noon Post25 August 2026

Bazı haklar Creative Commons lisansı altında saklıdır

↑