Also available in English
Uluslararası izolasyondan çıkışının ve devrik Esed rejiminin ihlalleri nedeniyle uygulanan Batı yaptırımlarının üzerinden henüz iki yıldan az bir süre geçmişken, Suriye tarihinde ilk kez kendisini Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) zirve masasında buldu. Bu gelişme, ülkenin büyük uluslararası platformlara açılım sürecinin hızlandığını yansıtıyor.
Suriye’nin zirveye katılımı, Şam’ın ilk kez bir hafta sonra Fransa’nın Évian-les-Bains kentinde düzenlenecek G7 Zirvesi’ne davet edilmesiyle aynı döneme denk geldi; bu da ülkenin izolasyon aşamasından uluslararası toplumla kademeli normalleşme sürecine geçişini güçlendiriyor.
Şam’ın katılımı yalnızca diplomatik bir nitelik taşımıyordu; beraberinde çözüm aradığı dosyaları da getirdi. Bunlar arasında yeniden imar, güvenlik, mültecilerin dönüşü, Suriye’nin kuzeydoğusunun geleceği, DEAŞ’la mücadele çabaları ve İsrail’le ilişki yer alıyordu.
Zirve, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın ABD’li mevkidaşıyla Donald Trump, Türkiye Cumhurbaşkanıyla Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Kongresi üyelerinden bir kısmıyla yaptığı bir dizi üst düzey görüşmeye de zemin hazırladı.
Sonuçlar yalnızca diplomatik boyutla sınırlı kalmadı. Şara’nın ABD Başkanı’yla görüşmesinden sadece birkaç saat sonra Washington, Suriye’nin adının teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarılması için süreci başlattığını duyurdu.
Bu adım, Trump’ın Kongre’ye böyle bir karar alma niyetini bildirmesinin ardından geldi ve kararın yürürlüğe girmesinden önce 45 günlük bir hukuki inceleme sürecinin önünü açtı. Bu gelişme, Suriye-ABD ilişkilerinin seyrinde onlarca yıldır görülen en önemli dönüşümlerden biri sayılıyor ve Şam’ın NATO Zirvesi’ne katılımından elde ettiği ilk doğrudan siyasi kazanç niteliği taşıyor.
Şam bu adımı memnuniyetle karşıladı ve bunu Suriye-ABD ilişkilerinin seyrinde önemli bir gelişme olarak niteledi. Bu adım, ekonomik açılım ve yeniden imar açısından yeni ufuklar açabileceği için, Suriye’nin NATO Zirvesi’ne katılımına eşlik eden en önemli siyasi kazanımlardan biri olarak görülüyor>
Peki bu katılım, Suriye’nin uluslararası sahnedeki konumunda gerçek bir dönüşümü ne ölçüde yansıtıyor? Ve Şam bu açılımdan sorunlu dosyalarda ne elde edebilir?
İzolasyondan uluslararası platformlara
Yazar ve siyaset analisti Firas Allavi’ye göre Suriye’nin NATO Zirvesi’ne katılımı, ülkenin siyasi ve ekonomik olarak uluslararası topluma dönüş sürecinin bir uzantısını temsil ediyor. Aynı zamanda, başta ev sahibi ülke sıfatıyla Türkiye ve zirvenin en öne çıkan katılımcısı olarak ABD olmak üzere bölgesel ve uluslararası aktörlerin, ayrıca Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Şam ziyaretinin ardından Fransa’nın, Suriye’yi bölgesel ve uluslararası çevresine yeniden entegre etme konusundaki ilgisini de yansıtıyor.
Allavi, Noon Post’a yaptığı açıklamada, bu ilginin Suriye’nin Orta Doğu’daki önemine ve jeopolitik ağırlığa sahip bir devlet olarak doğal konumunu yeniden kazanmasının gerekliliğine dair artan farkındalığı yansıttığını söyledi. Özellikle de ABD-İran karşılaşmasının ardından bölgede yaşanan dönüşümlerin, Suriye’nin istikrarını bölgesel istikrarın bir parçası olarak daha da gerekli kıldığını belirtti.
Şam’ın bu düzeyde konferanslara davet edilmesinin, bölgesel ve Batılı güçlerde, özellikle de ABD’de, bölgenin istikrarını destekleme yönünde bir eğilim bulunduğunu teyit ettiğini ekleyen Allavi, Suriye’nin bu hedefe ulaşmada temel anahtarlardan biri olduğunu, bu platformlara dahil edilmesinin de Orta Doğu’da istikrarı pekiştirmeyi amaçlayan Amerikan stratejisiyle uyumlu olduğunu ifade etti.
Aynı bağlamda Allavi, ABD Başkanı’nın açıklamalarının, yaptırımların kaldırılması ve Suriye’nin egemen bir devlet olarak tüm toprakları üzerinde yetkilerini kullanarak rolünü yeniden üstlenmesine izin verilmesi yoluyla ülkenin uluslararası aileye kademeli dönüşü çerçevesinde geldiğini düşünüyor. Buna ek olarak, diğer ülkelerin Şam’la ilişki kurmasının ve yatırım ile ekonomik iş birliği üzerindeki kısıtlamaların kaldırılmasının da önünü açacağını belirtiyor.
Suriye’nin ekonomik, siyasi ve güvenlik açısından toparlanmasının bölgesel istikrarı güçlendireceğini, ayrıca yabancı yatırımların önünü açarak yeniden imar sürecine ivme kazandıracağını belirten Allavi, bunun Suriye içinde yatırım yapmak isteyen şirketler ve ülkelerin önündeki engellerin kaldırılmasıyla mümkün olacağını söyledi. Buna Avrupa’nın büyük şirketlere sahip ülkeleri, yeniden imar projelerini finanse edebilecek Körfez ülkeleri ve başta sahip olduğu tecrübe, teknoloji ve yatırım projeleriyle Türkiye olmak üzere komşu ülkeler de dahil.
Allavi’ye göre Suriye hükümetinin bu görüşmelere taşıdığı dosyaların tamamı önemli olmakla birlikte, öncelik güvenlik, istikrar ve mültecilerin dönüşü dosyalarında. Bunları yeniden imar dosyası izliyor. Ona göre istikrar olmadan yeniden imar, toplumsal ve ekonomik güvenlik olmadan da istikrar sağlanamaz; dolayısıyla yeniden imarın yolu önce güvenliğin tesisinden geçiyor.
Mülteciler dosyasına ilişkin olarak ise bunun, gerek Avrupa ülkeleriyle ilişkilerinde gerek mültecilere ev sahipliği yapan diğer ülkelerle temaslarında Suriye hükümetinin elindeki bir müzakere kartı olduğunu düşünüyor. Bu dosyanın aynı zamanda söz konusu ülkelerin iç siyasetinde de bir baskı unsuru oluşturduğunu, bu nedenle Şam’la bu konuda varılacak bir uzlaşının onların hükümetleri için de kazanç sayılacağını belirtiyor.
Yaptırımların kaldırılmasının ardından Suriye’yle ilişkinin insani yardım aşamasından kapsamlı yeniden imar aşamasına geçeceğini vurgulayan Allavi, şirketlerin artık ABD yönetiminin dayattığı kısıtlamalar olmaksızın Suriye pazarına girebileceğini, bunun da Suriye ekonomisini canlandırarak istikrarı güçlendireceğini söyledi.
Allavi, güvenlik istikrarının birkaç unsura dayandığını, bunların başında da Suriye coğrafyasının birliği ve merkezi hükümetin tüm topraklar üzerindeki kontrolünün geldiğini vurguladı. Bu birliğin yokluğunun güvenlikteki aksaklık hâlini sürdüreceğini belirtti.
Allavi, tehdit oluşturan tek tarafın DEAŞ olmadığını, devlet çerçevesi dışında kalan ve Suriye coğrafyasının bazı bölümleri üzerinde nüfuz sahibi başka güçlerin de varlığını sürdürdüğünü ifade etti. Suriye toprak bütünlüğünün yeniden sağlanmasını, istikrarın gerçekleştirilmesi için birinci hedef olarak değerlendirdi; zira ona göre istikrar da yeniden imarın temel giriş kapısıdır.
Analist sözlerini, Suriye hükümetinin bu toplantılara katılması, diğer hükümetlerle doğrudan görüşmeler yapması ve özellikle güvenlik ile ekonomi alanlarında anlaşmalar imzalamasının yanı sıra bölgesel ve uluslararası çerçevelere entegre olmasının, Şam’a yönelik siyasi ve ekonomik desteği güçlendiren unsurlar olduğunu belirterek tamamladı. Bu durumun, karşı karşıya olduğu zorlukları ve istikrarsızlığın nedenlerini ortaya koymasına imkân tanıyacağını, farklı ülkelerle ilişkilerdeki donukluğu kırmaya ve yeniden imar çabalarıyla Suriye’de istikrarın pekiştirilmesi için gerekli desteği sağlamaya yardımcı olacağını söyledi.
Türk rolü… Şam’ın NATO’ya açılan kapısı
Türk araştırmacı ve dış politika-güvenlik analisti Ömer Özkızılcık ise Suriye’nin uluslararası toplantılara katılımını yeni Suriye yönetimi açısından bir başarı olarak görüyor; ancak bu başarının yalnızca kendi çabalarıyla elde edildiği şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini söylüyor.
Özkızılcık, Noon Post’a yaptığı açıklamada, yeni Suriye yönetiminin Esed rejiminin düşüşünden bu yana uluslararası topluma doğru mesajlar vermek için çalıştığını belirtti. Attığı adımların ve izlediği politikaların, dünyanın Suriye’ye karşı bir düşmanlık beslemediğini; asıl olarak Suriye’nin Esed rejimi nedeniyle uluslararası sistemin dışında bırakıldığını gösterdiğini söyledi.
Araştırmacı, Türkiye’nin Esed rejiminin düşüşünden bu yana Suriye’yi uluslararası sisteme entegre etmek için tüm diplomatik ağırlığını kullandığını vurguladı. Ankara’nın ilk günlerden itibaren Suudi Arabistan’ı Suriye dosyasında ikna etmede önemli bir rol oynadığını, bunun daha sonra Suriye’nin ABD ve Avrupa ülkeleri nezdinde kabulünü güçlendirmeyi amaçlayan Türk-Suudi iş birliğine dönüştüğünü ifade etti.
Yaptırımların kaldırılmasının Şam’ın en önemli taleplerinden biri olduğunu belirten Özkızılcık, ABD Başkanı’nın Suudi Arabistan’da yaptırımların ilk bölümünün kaldırıldığını açıkladığını, ardından Türkiye’de geri kalanların da kaldırıldığını duyurduğunu söyledi.
Türkiye’nin NATO içindeki konumu sayesinde Suriye lehine kolaylaştırıcı bir rol oynadığını düşünen Özkızılcık, Almanya Başbakanı’nın Ankara’nın Suriye’nin başarısını destekleme yönündeki çabalarını övmesinin, 2011’den bu yana Türkler ile Suriyeliler arasında oluşan ittifak ve dayanışmanın gücünü yansıttığını ifade etti.
Araştırmacı, istihbarat iş birliği, DEAŞ’la mücadele ve mültecilerin dönüşü dosyalarının NATO ülkeleriyle Suriye arasındaki ilişkilerde gündemde kalacağını belirtti; ancak mevcut aşamada iki dosyanın daha önemli olduğunu düşünüyor.
Özkızılcık’a göre ilk dosya İsrail dosyası. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın NATO Zirvesi kulislerinde yaptığı görüşmelerin, ABD Başkanı Donald Trump ile birlikte düzenlediği basın toplantısının ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Şam ziyaretinin tamamının İsrail’e açık bir mesaj taşıdığını düşünüyor.
İkinci dosya ise Suriye ordusunun modernizasyonu ve profesyonellik düzeyinin yükseltilmesi. Araştırmacı, Türkiye dışında diğer NATO ülkelerinin bu alanda büyük destek vermesini beklemiyor; ancak Ankara’nın Suriye ordusunu NATO doktrinine yaklaştırmaya yardımcı olacağını, bunun da gelecekte ittifak üyesi ülkelerin ordularıyla daha verimli eğitimlerin yapılmasına imkân sağlayabileceğini belirtiyor.
Özkızılcık, Şam açısından en somut kazanımın Suriye’ye uygulanan son yaptırımların kaldırıldığının ilan edilmesi olduğunu, buna İsrail’e verilen mesajın da eklendiğini söyledi. Zira son yaptırımların kaldırılmasıyla birlikte Suriye’nin yeniden imarı sürecinin önündeki son hukuki engel de ortadan kalkmış olacak.
İsrail’e ilişkin olarak ise araştırmacı, son haftalarda İsrail’in Suriye’ye yönelik tehditlerinin ve sahadaki saldırılarının arttığını söyledi. Türkiye’nin Suriye’yi NATO Zirvesi’ne davet etmesinin, İsrail yönetimine Suriye’nin İran olmadığını ve Suriye yönetiminin artık uluslararası sahnede yerini alan meşru bir aktör hâline geldiğini hatırlatma niteliği taşıdığını, aynı zamanda bunu yeniden teyit ettiğini belirtti.
Suriye’nin kuzeydoğusu dosyasında son durum ne?
Siyasi analist Derviş Halife’ye göre, ABD Kongresi’nde Cumhuriyetçi ve Demokrat iki partiden üyelerin NATO’ya katılması, Suriye dosyası açısından özel bir önem taşıyor; çünkü bu durum her iki partiden temsilcilerle görüşme ve yeni Suriye ile siyasi rotasına dair bir tablo sunma fırsatı veriyor.
Halife, Noon Post’a yaptığı açıklamada, yeni Suriye liderliğinin Beşşar Esed rejiminin düşüşünden önce dağınık olan güçler arasında belirli bir anlayış ve birlik sağlamayı başardığını söyledi. Buna “Suriye Demokratik Güçleri” (SDG), “Suriye Millî Ordusu” fraksiyonları ve diğer güçler ile bölgelerin tek bir merkezi liderlik çerçevesinde bir araya getirilmesi de dahil.
Buna karşılık, Suriye’nin kuzeydoğusu dosyası hâlâ zorluklarla karşı karşıya. Halife’ye göre SDG’nin devlet kurumlarıyla bütünleşme sürecini tamamlamada yavaş davranması ya da bu sürecin önüne engeller koyması, şu anda masadaki en önemli dosyalardan birini oluşturuyor.
Halife’ye göre bu mesele, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın sorumluluk alanına giriyor; Barrack da Suriye makamları ile SDG arasında süren mutabakatların niteliği konusunda ABD Senatosu üyelerine brifing verebilir.
Bu brifing, ABD’deki karar alıcıların söz konusu mutabakatların seyri ve bunların Suriye’nin doğu bölgesinin geleceği ile istikrarına nasıl yansıyabileceği konusunda daha isabetli bir tasavvur geliştirmesine yardımcı olabilir.
Güvenlik, istikrarın kapısı
“İslam Devleti” (DEAŞ) dosyasına ilişkin olarak analist, bu başlığın daha önce de Suriye’nin uluslararası terörle mücadele koalisyonu çabalarına katılımı çerçevesinde geniş ilgi gördüğünü ekledi.
Bunun, Beşşar Esed rejiminin düşüşünün ardından örgütün faaliyetlerini kontrol altına almak amacıyla Suriye güçleri ve terörle mücadele birimleriyle iş birliğinin güçlendirilmesini, ayrıca istihbarat ve lojistik koordinasyonu da kapsadığını belirtti.
Bu iş birliğinin, örgütün kalıntılarının takibine ve unsurlarının hareketlerinin izlenmesine odaklandığını; ister bireysel olarak ister hücreler ve örgütlü gruplar hâlinde faaliyet göstersinler, yeniden ağ kurma ya da daha önce varlık gösterdikleri bölgelerde faaliyetlerini canlandırma kapasitelerini sınırlamayı hedeflediğini söyledi.
Suriye’nin kuzeydoğusu dosyasının bugün artık, Suriye’nin istikrarıyla ilgilenen bölgesel ülkelerin desteği ve tavsiyeleriyle yönetilen bir iç Suriye meselesi hâline geldiğini, buna ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın oynadığı rolün de eklendiğini ifade etti.
Barrack’ın, SDG’yi siyasi sürece tam olarak dahil olmaya ve Suriye devlet kurumları içinde bütünleşmeye yöneltmek için kullanılabilecek baskı araçlarına sahip olması muhtemel görünüyor.
Bununla birlikte Halife, bu sürecin hâlâ bir dizi engelle karşı karşıya olduğunu, bunların başında da SDG tarafındaki yavaşlık ve zaman kazanma girişimlerinin geldiğini düşünüyor; zira SDG, uluslararası tutumlarda kendisine daha geniş bir müzakere alanı sağlayabilecek bir değişim yaşanması umudunu taşıyor.
Buna karşılık, onun değerlendirmesine göre göstergeler, özellikle ABD ve Avrupa olmak üzere uluslararası tutumların Suriye’nin istikrarını destekleme ve kurumlarını güçlendirme yönünde seyrettiğine işaret ediyor. Bu yaklaşım, mültecilerin dönüşü için uygun koşulların hazırlanması, Suriye içinde yatırımların teşvik edilmesi ve bölgeye istikrarın geri getirilmesi gibi bir dizi ortak çıkardan kaynaklanıyor.
Suriye’nin coğrafi konumu da ona, merkezî bir ülke ve geçiş koridoru (transit) olarak stratejik bir avantaj sağlıyor. Bu da uygun siyasi ve güvenlik koşulları oluştuğu takdirde, gelecekte topraklarının ulaşım ve enerji projelerinde, Orta Doğu’daki enerji kaynaklarının Avrupa’ya ve diğer pazarlara taşınması da dahil olmak üzere değerlendirilmesine imkân verebilir.