هذا التقرير متاح أيضًا بـ العربية
Fas ile İspanya arasındaki sınır kenti Ceuta’da son saatlerde yaşananlar, alışıldık düzensiz göç dalgaları çerçevesinde okunabilecek sıradan bir hadise değildi; zira sınırlar aniden aşılır, 24 saat içinde 50 binden fazla Fas vatandaşı İspanya topraklarına ulaşma girişiminde bulunursa, ortaya çıkan tablo basit bir toplu göç girişiminden çok daha karmaşık hâle gelir.
Medya organları ve sosyal medya platformlarında dolaşıma giren, bu denli büyük sayıdaki göçmen akınını gösteren görüntüler de sarsıcıydı ve özellikle İspanyol polisiyle yaşanan şiddetli çatışmaların ardından pek çok soruyu beraberinde getirdi. İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska’nın açıkladığına göre şu ana kadar 67 kişi hayatını kaybetti.
Yaklaşık 37,5 bin göçmenin gönüllü olarak Fas’a dönmesine rağmen tablo olağanüstü niteliğini korudu; özellikle de başta İsrail varlığıyla bağlantılı isimler olmak üzere bazı dış aktörlerin meseleye müdahil olması, İspanya’ya yöneltilen eleştiriler ve ülkenin Avrupa Schengen Bölgesi’nden çıkarılabileceği yönündeki tartışmalar dikkate alındığında.
Bu durum, yaşananların arka planına ve tabloya gölge düşüren siyasi boyutlara ilişkin çok sayıda spekülasyonun önünü açtı. Bazı değerlendirmeler, bunun geçici bir göç krizinin ötesine geçtiğini, olayların Pedro Sanchez hükümetini Filistin yanlısı ve İsrail işgalinin politikalarını kınayan tutumları nedeniyle cezalandırma girişimiyle bağlantılı olduğunu öne sürüyor. Peki Ceuta’da ne oldu? Bu olayların taşıdığı toplumsal, ekonomik ve siyasi anlamlar neler? Bu dalga kendiliğinden mi gelişti, yoksa arkasında Fas ile İspanya sınırlarını aşan mesajlar ve hesaplar mı var?
Yargı Kararı Üzerinden Manipülasyon mu Yapılıyor?
İspanyol hükümetinin açıkladıklarına göre bu tablonun ilk okuması, geçiş dalgasının, İspanya Yüksek Mahkemesi’nin geçen 8 Temmuz’da Ceuta’ya girenlerin geri gönderilme usullerine ilişkin verdiği kararın yanıltıcı biçimde yorumlanmasından kaynaklandığı yönünde. Karar yanlış anlaşıldı; bazıları, sınır çitini geçmeden deniz bariyerinin sonunu yüzerek aşan herkesin sınır dışı edilemeyeceğini sandı. Oysa kararın özü, gelenlere ikamet hakkı tanımıyor ve daha sonra sınır dışı edilmelerini de engellemiyordu; yalnızca her bir vakanın bireysel hukuki prosedürlere tabi tutulmadan derhâl geri gönderilmemesini şart koşuyordu.
Buna karşın kaçakçılık şebekeleri ile bazı sosyal medya sayfaları kararı yeniden sunarak bunu “sınırların açılması” ya da İspanya topraklarında kalma güvencesi gibi gösterdi. Ceuta’ya ulaşmayı başaran bazı kişileri belgeleyen videolar da kitlesel bir bulaşma etkisi yarattı; zira her başarılı geçiş girişimi, yüzlerce genci bu fırsatın geçici olduğuna ve yol kapanmadan değerlendirilmesi gerektiğine ikna etti.
Kafa karışıklığını artıran bir diğer unsur da bu kararın, İspanyol hükümetinin ülkede zaten bulunan göçmenlerin durumunu düzenlemek için kabul ettiği istisnai statü düzenlemesiyle karıştırılması oldu. Bu düzenleme, bu yılın 1 Ocak tarihinden önce İspanya’ya ulaşan ve daha önceki ikametlerini kanıtlayabilenleri kapsıyor; yani yeni gelenler için geçerli değil. Buna rağmen kaçakçılık şebekeleri bu dosyayı Faslı gençleri yanıltmak için kullandı ve Ceuta’ya ulaşmanın İspanya’da yasal statülerini düzenlemenin yolunu açacağı fikrini yaydı. Bu da çok sayıda genci göç girişimine teşvik etti.
Olası Bir Neden Olarak Ekonomik Koşullar
Hiç kuşkusuz bu kadar büyük sayıda insanın göçe yönelmesi ve hayatını tehlikeye atması tesadüf değildi; aksine, on binlerce Faslıyı daha iyi yaşam fırsatları aramaya iten kötüleşmiş ekonomik ve geçim koşullarının sonucuydu; bu girişim hayatlarına mal olabilecek bir macera olsa bile.
Fas hükümeti tarafından yayımlanan resmî rakamlar gençlerin karşı karşıya olduğu zorlukların boyutunu yansıtıyor. Buna göre 15-24 yaş grubundaki işsizlik oranı 2025 yılında yaklaşık yüzde 37,2’ye ulaştı. Ayrıca 15-29 yaş arasındaki yaklaşık 2,9 milyon Faslı genç, çalışma, eğitim ve mesleki eğitim alanlarının dışında bulunuyor; yani neredeyse her üç gençten biri.
Fas planlama kurumunun verileri de ekonominin 2025 yılı boyunca yaklaşık 193 bin istihdam yaratmayı başarmasına rağmen yalnızca tarım sektörünün 41 bin iş kaybettiğini, eksik istihdam oranının ise yüzde 10,9’a yükseldiğini gösteriyor. Bu da sorunun yalnızca ekonomik faaliyetteki yavaşlamayla sınırlı olmadığını; düşük nitelikli işler, zayıf ücretler, çok sayıda gencin zaman zaman hukuki ihlallerin ve hak gasplarının yaşandığı özel sektörde çalışmak zorunda kalması ve eğitim çıktılarıyla iş gücü piyasasının ihtiyaçları arasındaki açığın büyümesi gibi unsurlara da uzandığını ortaya koyuyor. Bütün bunlar gençlerin sıkıntısını derinleştirdi ve ufkun kapandığı hissini artırdı.
Fiyatların yükselmeyi sürdürmesi ve mevcut krizler ile savaşların etkisiyle enflasyon oranlarının tırmanması, yaşam koşullarını daha da zorlaştırdı. Bu da çok sayıda genci bir çıkış yolu ve daha istikrarlı fırsatlar aramaya itti. Bu bağlamda İspanya, çok sayıda Faslı için en yakın, en cazip ve en erişilebilir destinasyonlardan biri olarak öne çıktı.
Siyaset Sürecin Merkezinde
Son göç dalgasını açıklamada ekonomik ve toplumsal boyutlar önemli olsa da mevcut tabloyu anlamak için tek başlarına yeterli değiller; zira bu krizler bugünün ürünü değil, kökleri uzun yıllara uzanıyor. Ancak bu kez fark yaratan unsur, Fas makamlarının sınır denetimini sınırlı saatler boyunca gevşetmesi oldu; bu da çok sayıda göçmeni Ceuta’ya geçmeye teşvik etti. Bu durum, önceki dönemlerden farklıydı; zira o dönemlerde Fas makamları sınır hattında sıkı kısıtlamalar uyguluyor, böylece göçmenlerin Ceuta’ya ulaşmasını engelliyor ve karşı tarafta konuşlu İspanyol güçlerinin işini nispeten kolaylaştırıyordu.
Bu gevşeme ya da bazı gözlemcilerin ifadesiyle “müsamaha”, on binlerce kişinin birkaç saat içinde geçmesine imkân tanıdı. İspanyol güçlerinin karşılamaya hazır olmadığı bu akın, onları bu devasa sayılar karşısında şaşkına çevirdi; bunun sonucunda da çok sayıda kişinin öldüğü şiddetli çatışmalar patlak verdi ve kriz, arka planında güçlü biçimde hissedilen siyasi bir açıdan okunmaya başlandı.
İki ülke arasındaki önceki örnekler de krizin siyasi boyutları olduğuna dair şüpheleri güçlendirdi. Nitekim yaklaşık beş yıl önce, Mayıs 2021’de, Fas makamlarının sınır denetimini gevşetmesinin ardından yaklaşık 8 bin Faslı Ceuta’ya girmişti. O dönem bu durum, İspanya’nın Polisario Cephesi lideri İbrahim Gali’yi kabul etmesine karşı Madrid’e verilmiş bir uyarı mesajı olarak okunmuştu.
Bugünkü atmosfere dönüldüğünde de büyük ölçüde benzerlik göze çarpıyor. Son göç dalgasından önce İspanya Başbakanı’nın Cezayir ziyareti, iki ülke ilişkilerini güçlendirmeye dönük adımlar ve Batı Sahra kökenlilere vatandaşlık verilmesine yönelik İspanyol girişimleriyle ilgili tartışmalar yaşandı. Bu siyasi hareketlilik Rabat’ta rahatsızlık yarattı; Rabat bunu, Batı Sahra dosyasına ilişkin önceki mutabakatlardan geri adım olarak görmüş olabilir. Bu da sınır denetiminin gevşetilmesinin, Fas’ın bu dosyada kabul edebileceklerinin sınırlarına ilişkin Madrid’e verilmiş acil bir siyasi mesaj olduğu yönündeki değerlendirmelerin önünü açtı.
İsrail parmağı
Tablodaki siyasi boyut yalnızca İspanya-Fas ilişkileriyle sınırlı kalmadı; başka yorumlara göre krizin arka planında İsrail’in rolü bulunma ihtimali de gündeme geldi. Bu yorum, İsrail’in BM Daimî Temsilcisi Danny Danon’un X platformunda yaptığı paylaşımın ardından açık biçimde öne çıktı. Danon paylaşımında şöyle dedi: “İsrail’e ders vermek için hiçbir fırsatı kaçırmayan İspanya, göç politikasıyla ilgili krizin ardından Sebte’de olağanüstü hâl ilan etti. Belki de bize suçlama yöneltmeyi sürdürmeden önce, Afrika’daki sömürge ceplerini neden hâlâ elinde tuttuğunu dünyaya açıklamalıydı.”
Bu eleştiri, taşıdığı saldırgan ton ve siyasi alay nedeniyle İspanyol hükümetindeki bazı bakanların öfkesini çekti. Bakanlar bunu, Tel Aviv’in tabloyu alevlendirmede ya da Fas makamlarını sınır kısıtlamalarını gevşetmeye itmede rolü olabileceğine işaret eden kışkırtıcı bir söylem olarak okudu; böylece gençlerin Ceuta’ya geçişi teşvik edilmiş ve İspanyol hükümeti zor durumda bırakılmış olabilirdi. Bu bağlamda İspanya Ulaştırma Bakanı Oscar Puente, Danon’un paylaşımına “Artık her şey daha açık” diyerek karşılık verdi. İspanya içindeki bazı yorumlara göre bu ifade, yaşananların arka planında İsrail’in rolü olduğuna dair bir imaydı.
Bu yaklaşım, Madrid’in son dönemde benimsediği tutumlara dayanıyor; özellikle de son iki yılda Gazze, Batı Şeria ve işgal altındaki diğer bölgelerde Filistin halkına karşı işlenen suçlar nedeniyle İsrail hükümetine ve operasyonlarına yönelttiği tekrarlanan eleştiriler, savunma ve ekonomi alanlarında attığı adımlar ve Filistin davasına verdiği açık destek buna örnek gösteriliyor.
Bu çerçevede İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in tutumu da hatırlatılıyor. Sanchez, Filistin ve Gazze’ye destek veren girişimlere sahip çıkmaya özen gösterdi; bunlar arasında Barcelona ve İspanya millî takımı oyuncusu Lamine Yamal’ı, takımının İspanya Ligi şampiyonluk kutlamalarında Filistin bayrağı kaldırmasının ardından kendisine yöneltilen İsrail eleştirilerine karşı savunması da yer alıyor. Bu tutumlar, onu kişisel olarak Tel Aviv ve dünyadaki müttefikleriyle açık bir karşıtlık pozisyonuna yerleştirdi.
Sánchez Hükümeti Baskıların Odağında
Bu göç dalgaları, bazı Avrupa ülkelerinde kaygı yarattı; söz konusu ülkeler de İspanyol hükümetine sert eleştiriler yönelterek bu akınların muhtemel güvenlik ve siyasi sonuçları konusunda uyarıda bulundu. Hatta bazı taraflar, Schengen Anlaşması’nın İspanya açısından askıya alınmasını ya da İspanya’dan diğer Avrupa ülkelerine geçişe geçici kısıtlamalar getirilmesini talep etti.
Hatırlatmak gerekir ki Schengen Anlaşması 1985’te imzalandı, 1995’te yürürlüğe girdi ve katılımcı ülkeler arasındaki iç sınır kontrollerinin kaldırılmasına dayanıyor; böylece bölge içinde kişilerin serbest dolaşımına geniş imkân tanıyor. Schengen Bölgesi bugün Avrupa Birliği ülkelerinin büyük bölümünün yanı sıra İzlanda, Lihtenştayn, Norveç ve İsviçre’yi de kapsıyor.
Dikkat çeken nokta, Avrupa’nın yaşananlara verdiği tepkilerin Sanchez hükümetine yönelik açık bir baskı ve tehdit tonu taşımasıydı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, kalma hakkı bulunmayanların hızla geri gönderilmesi çağrısında bulunarak AB kurallarına aykırı girişleri reddettiğini ifade etti. İngiltere Başbakanı Andy Burnham ise Ceuta’ya yönelik akınları “endişe verici” diye niteleyerek destek sunmak ve gelişmeleri anlamak için Madrid’le temas hâlinde olduklarını söyledi. Aynı bağlamda Almanya Başbakanı Friedrich Merz de İspanya’dan Ceuta’daki durumu mümkün olan en kısa sürede kontrol altına almasını ve gelenlerin Avrupa ana karasına geçmesini engellemesini istedi.
İtalya’nın sağcı Başbakanı Giorgia Meloni’nin açıklamaları ise en sert tutumlar arasında yer aldı. Meloni, ülkesinin “sınırları ve vatandaşların güvenliğini korumak için müdahale etmeye ve istisnai tedbirler uygulamaya” hazır olduğunu, buna İspanya ile Schengen Anlaşması’nın askıya alınmasının da dâhil olduğunu açıkladı. Ardından Dışişleri Bakanı cuma akşamı bu yönde adımlar atıldığını duyurdu.
Tırmanma yalnızca İtalya ile sınırlı kalmadı; her ne kadar İtalya ile İspanya arasında ortak kara sınırı bulunmasa da Finlandiya ve Danimarka daha sonra Meloni’nin önerisine destek verdi. Gerekçe olarak da İspanyol hükümetinin Schengen Bölgesi’nin dış sınırlarını korumakta başarısız olduğu ve bunun tüm Avrupa’nın güvenliğini tehdit edebilecek bir kapı aralayabileceği gösterildi.
İspanya’nın Schengen Bölgesi üyeliğinin askıya alınması ya da bölgeden çıkarılması son derece karmaşık bir mesele olmaya devam ediyor ve Schengen Sınır Kanunu’nun yaygın biçimde bilinen hâlinde buna dair açık bir hüküm bulunmuyor. Ancak bu tutumlar, Sanchez hükümeti üzerinde güçlü bir siyasi baskı oluşturuyor ve onu giderek büyüyen bir iç açmazla karşı karşıya bırakıyor; özellikle de muhalefet ya da aşırı sağ akımlar bu dosyayı, dışarıdan da beslenebilecek bir baskı kartı olarak benimserse, hükümeti zayıflatmak ya da düşürmeye yönelmek için kullanabilir.
Sonuç olarak karşımızda, yalnızca düzensiz göç dalgasına indirgenemeyecek kadar karmaşık bir tablo var; zira bu okumaya göre kriz, Madrid’e yönelik bir cezalandırma ve siyasi baskı aracına daha çok benziyor. Bunun arkasında da gerek İsrail politikalarını eleştirmesi ve Filistin haklarını desteklemesi, gerekse Batı Sahra dosyası ile İspanya’nın Cezayir ve Polisario Cephesi’ne yakınlaşması konusundaki tutumları bulunuyor.
Böylece sınırlar ve göç akınları, öncelikle güvenlik ve insani bir mesele olmaktan çıkıp etkili bir siyasi silaha ve İspanyol hükümetini sarsmak, onu tutumlarını değiştirmeye zorlamak için kullanılabilecek etkin bir baskı aracına dönüştü. Bu da göç dosyasının artan önemini ve bölgesel ile uluslararası güç ve çatışma denklemlerinden giderek daha fazla etkilenmesini gözler önüne seriyor.