NoonPost NoonPost

NoonPost

  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Toplum
  • Kültür
  • Görüşler
Bildirim Daha Fazla Göster
تحمل شركة توساش اليوم أكثر مشاريع أنقرة الجوية ثقلًا
Türk hırsının zirvesi: TUSAŞ hava imparatorluğunu nasıl kurdu?
NoonPost
Beyaz Altın ve Yeni Deniz Rotaları: Büyük Güçler Neden Arktik Okyanusu İçin Yarışıyor?
NoonPost
Kızıldeniz: Orta Doğu’yu yeniden şekillendiren coğrafya
NoonPost
Silahlanma Yarışı: Barış Hayali Nasıl Savaş Ekonomisine Evrildi?
NoonPost
Kurşun Saçan Bir El: İsrail’in Uluslararası Savaş Tüccarlığı
NoonPost
ABD Yardımları Filistin Davasını Nasıl Felç Etti
NoonPost
Açık ve örtülü politikalar: Washington, “İsrail”in hasımlarıyla nasıl başa çıktı?
NoonPost
ABD ve Arap-İsrail Barış Süreci: Orta Doğu’da Normalleşmenin Tohumları Nasıl Ekildi?
NoonPost
Ceuta’ya Büyük Göç Dalgası: Kitlesel Göç mü, Sánchez Hükümetine Siyasi Bir Mesaj mı?
NoonPost
“Roketsan”, “MKE” ve “Sarsılmaz”… Türkiye’nin Savunma Gücünü Şekillendiren Üçlü
NoonPost
Beşinci Kol… Türkiye ve bölgede dijital dezenformasyon orduları nasıl yönetiliyor?
NoonPost
Emeviler, yönettikleri dinî ve etnik topluluklarla nasıl ilişki kurdu?
NoonPost NoonPost
Bildirim Daha Fazla Göster
تحمل شركة توساش اليوم أكثر مشاريع أنقرة الجوية ثقلًا
Türk hırsının zirvesi: TUSAŞ hava imparatorluğunu nasıl kurdu?
NoonPost
Beyaz Altın ve Yeni Deniz Rotaları: Büyük Güçler Neden Arktik Okyanusu İçin Yarışıyor?
NoonPost
Kızıldeniz: Orta Doğu’yu yeniden şekillendiren coğrafya
NoonPost
Silahlanma Yarışı: Barış Hayali Nasıl Savaş Ekonomisine Evrildi?
NoonPost
Kurşun Saçan Bir El: İsrail’in Uluslararası Savaş Tüccarlığı
NoonPost
ABD Yardımları Filistin Davasını Nasıl Felç Etti
NoonPost
Açık ve örtülü politikalar: Washington, “İsrail”in hasımlarıyla nasıl başa çıktı?
NoonPost
ABD ve Arap-İsrail Barış Süreci: Orta Doğu’da Normalleşmenin Tohumları Nasıl Ekildi?
NoonPost
Ceuta’ya Büyük Göç Dalgası: Kitlesel Göç mü, Sánchez Hükümetine Siyasi Bir Mesaj mı?
NoonPost
“Roketsan”, “MKE” ve “Sarsılmaz”… Türkiye’nin Savunma Gücünü Şekillendiren Üçlü
NoonPost
Beşinci Kol… Türkiye ve bölgede dijital dezenformasyon orduları nasıl yönetiliyor?
NoonPost
Emeviler, yönettikleri dinî ve etnik topluluklarla nasıl ilişki kurdu?
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Toplum
  • Kültür
  • Görüşler
Bizi Takip Edin

İsrail’in gözünden ABD-İran anlaşması: Kaygıda mutabakat, sorumlulukta bölünme

أحمد الطناني
Ahmad Tanani Yayımlandı 17 June ,2026
Paylaş
NoonPost

الرئيس دونالد ترامب ورئيس الوزراء الإسرائيلي بنيامين نتنياهو في ختام مؤتمر صحفي مشترك عُقد في مقر إقامة ترامب في مارالاغو بمدينة بالم بيتش، فلوريدا، في 29 ديسمبر/كانون الأول 2025. تصوير: جيم واتسون/ وكالة الصحافة الفرنسية

14 Haziran 2026’da ABD Başkanı Donald Trump, İran’la anlaşmanın “tamamlandığını” açıkladı; Hürmüz Boğazı’nın yeniden açıldığını ve ABD’nin deniz ablukasının kaldırıldığını duyurdu. Ana müzakere kanalına liderlik eden Pakistan Başbakanı da Lübnan’da ateşkesi içeren bir “barış anlaşmasına” varıldığını ilan etti. Mutabakat zaptının 19 Haziran’da İsviçre’de imzalanması, ardından da nükleer dosya hakkında 60 gün sürecek müzakerelerin başlaması öngörülüyor. Sızan bilgilere göre muhtıra, değeri yaklaşık 24 milyar dolar olarak tahmin edilen dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasını da içeriyor; bunun yarısının müzakereler başlamadan önce kullanıma açılması planlanıyor.

Bu an, İsrail açısından iki temel nedenle açıklayıcı görünüyor: Birincisi, Şubat ayında Washington’la birlikte savaşı başlatmış olmasına rağmen müzakerelerin tarafı değildi; anlaşmayı yan kanallardan öğrendi. İkincisi ise anlaşmanın, ilan edilen haliyle, İsrail ve ABD’nin savaş için açıkladığı hedeflerin hiçbirini gerçekleştirmemesi; bunların başında İran’ın nükleer programının tasfiyesi, füze cephaneliğinin etkisizleştirilmesi, müttefiklere verilen desteğin sona erdirilmesi ve rejimin devrilmesinin koşullarının hazırlanması geliyor.

Bu durum, Trump ile Netanyahu arasında benzeri görülmemiş açık bir çatlağa da yansıdı; zira Trump, Netanyahu’yu “çok zor bir adam” diye niteledi ve Washington’a “minnettar olması gerektiğini” söyledi; hatta İsrail’in Beyrut’u bombalamasının neredeyse “treni raydan çıkaracağını” ifade ettiği aktarıldı.

İsrail’de bu anlaşmaya dair okumalar, zararı sınırlamaya çalışan ve kendisinin bununla “bağlı olmadığını” vurgulayan bir hükümetten, bunu “stratejik başarısızlık” diye niteleyen muhalefete; anlaşmayı bütünüyle reddeden aşırı sağdan, bölünmüş bir güvenlik kurumuna; ayrıca daha karmaşık bir okuma sunan köşe yazarları ve araştırma merkezlerine kadar uzanıyor. Ancak bu yelpazenin tamamını kesen ortak bir payda var.

Anlaşma neyi öngörüyor?

İsrail’deki tutumları ele almadan önce, şu ana kadar bilinen mutabakat zaptı maddelerini sabitlemek yararlı olacaktır; çünkü İsrail’in itirazının özü, metinde yer alanlardan çok metinde yer almayanlarda yoğunlaşıyor.

Açıklanan ya da sızdırılan maddeler, Lübnan dâhil “tüm cephelerde” askerî operasyonların derhal ve kalıcı olarak durdurulmasını, Hürmüz Boğazı’nın açılmasını ve ABD deniz ablukasının kaldırılmasını, ABD’nin bölgedeki askerî varlığının azaltılmasını, dondurulmuş İran varlıklarının kademeli olarak serbest bırakılmasını ve İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na bağlılığını yeniden teyit etmesini içeriyor. Nükleer dosyanın kendisi ise imzadan sonra başlayacak 60 günlük müzakerelere havale edildi; Trump da nihai bir nükleer anlaşmaya varılamaması hâlinde saldırıların yeniden başlayacağı tehdidinde bulundu.

ما الذي تكشفه البنود المسربة من مسودة الاتفاق الأميركي الإيراني.. وكيف أشعلت الصفقة خلافًا بين ترامب ونتنياهو؟ pic.twitter.com/Z51NmTyaOY

— نون بوست (@NoonPost) June 15, 2026

İsrail’deki okuma neredeyse oybirliğiyle, bu maddelerin ne nükleer programın tasfiyesini ne balistik füzelerin sınırlandırılmasını ne de müttefiklere verilen desteğin sona erdirilmesini içerdiği yönünde; yani “savaş hedefleri” karara bağlanmadan askıda bırakılıyor.

Trump’ın zenginleştirilmiş uranyum dosyasının aciliyetini alenen küçümsemesi, İsrail’deki kaygıyı daha da artırıyor; zira şöyle dedi: İran’dan çıkarılması için acele yok; “nükleer maddeyi daha sonra alacağız… bir ya da iki ay içinde, aceleye gerek yok” ifadelerini kullandı ve bunu “zararsız” diye niteledi. Bu tutum, stokun derhal ortadan kaldırılmasına dayanan temel İsrail talebiyle çelişiyor. Tam da bu noktadan, konumları ve yönelimleri farklı olsa da İsraillilerin buluştuğu üçlü kaygı başlıyor.

Ortak payda: Üçlü kaygı

Konumları ve yönelimleri farklı olsa da İsrailliler, anlaşmanın çatışmayı durdurduğu ancak üç dosyayı karara bağlamadan bıraktığı yönündeki temel endişede birleşiyor. İsrail medyasındaki analizler, farklı çizgilere sahip “Israel Hayom”, “Jerusalem Post”, “ynet”, “Times of Israel” ve “Haaretz” gazeteleri üzerinden bu kesişimi açık biçimde ortaya koydu; bu yayınların tümü, anlaşmanın İran’ın temel güç unsurlarını büyük ölçüde yerinde bırakma riskine odaklandı. Buna zenginleştirme kapasitesi, uranyum stoku, balistik füzeler, İHA’lar ve bölgedeki silahlı ortakları da dâhil.

Bu üçlü kaygı şöyle özetlenebilir:

  1. Zenginleştirme kapasitesi ve uranyum stokunun korunması: Geçici anlaşmanın nükleer dosyanın ele alınmasını daha sonraki bir aşamaya ertelemesi, onu tasfiye etmek ya da kesin biçimde sonuçlandırmak yerine geciktirmesi endişesi.
  2. Balistik füzelerin sınırlandırılmaması: Zira anlaşma, İran’ın füze cephaneliğini yeniden inşa etmesini ya da gelecekte geliştirmesini engelleyen bir hüküm içermiyor.
  3. İsrail’in Washington’daki nüfuzunun aşınması: Kararın Washington ile Tahran arasında şekillendiği, İsrail’in ise müzakere masasından ve sonuçlar üzerindeki doğrudan etkiden dışlandığı yönünde artan bir duygu.

Dolayısıyla İsrail içindeki anlaşmazlık, teşhisten çok sorumluluğun kimde olduğu ve yeni gerçeklikle nasıl başa çıkılacağı üzerinde yoğunlaşıyor. Bunu, karar alma merkezinden çevresine doğru sıralanan aşağıdaki aktör haritası açıklıyor.

Resmî İsrail’in anlaşma karşısındaki tutumu: Sınırlama ve bağlayıcılığı reddetme

Duyurunun ardından Netanyahu, ilk saatlerde dikkat çekici bir resmî sessizlik sergilerken, yanıt verme görevini bakanları üstlendi. Hükümetin ortak çizgisi, İsrail’in anlaşmanın “tarafı olmadığı” ve maddeleriyle “bağlı bulunmadığı” yönündeydi. Duyurudan hemen önce Netanyahu, “başbakan olduğu sürece İran’ın nükleer silaha sahip olmayacağını” taahhüt etmişti ve Trump’la arasında “tam bir mutabakat” bulunduğunu vurgulamıştı; ancak sonraki açıklama, bu söylemi fiilen aşmış göründü.

Yeni ve daha tehlikeli gelişme ise Washington’la yaşanan açık çatlak oldu. Trump, “Axios”a yaptığı açıklamalarda Netanyahu’yu sert bir dille hedef aldı; Beyrut saldırısı nedeniyle imzadan önce onu öfkeyle aradığını ve “Ne yapıyorsun?” dediğini, ayrıca kendisine “hiçbir takdir duygusuna sahip olmadığını” söylediğini anlattı. Bu açık gerilim, iki taraf arasındaki ilişkinin geleneksel görüntüsünü tersine çeviriyor ve muhalefete, hükümeti İsrail’in Washington’daki nüfuzunu heba etmekle çerçevelemek için ek malzeme veriyor.

Ancak bu açık saldırıya paralel olarak Trump’ın kendisi, “Wall Street Journal”a konuşurken Netanyahu’nun anlaşmaya örtük biçimde onay verdiğini de aktardı ve “Bibi buna razı” dedi. “Israel Hayom”a göre güvenlik kabinesi de Netanyahu’ya Lübnan cephesini ABD-İran anlaşmasından “ayırması” için yeşil ışık yaktı; İsrail, Lübnan’daki ateşkesin anlaşmayla ilişkilendirilmesini reddetti.

Netanyahu’nun 15 Haziran akşamı düzenlediği basın toplantısı da bu hassas denklemi açık biçimde yansıttı; kendisini savunmakla Washington’dan farklılaştığını göstermek arasında denge kuran, ancak Trump’a ya da anlaşmaya doğrudan saldırmayan bir çizgi izledi.

Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu holds a news conference, following a U.S.-Iran deal, in Jerusalem
Netanyahu, işgal altındaki Kudüs’te düzenlenen basın toplantısında, 15 Haziran 2026

Kendini savunma düzleminde, savaşın hedeflerine ulaşmadığını kabul etmeyi reddetti; varoluşsal nükleer tehdidin ortadan kaldırılması şeklindeki merkezi hedefin gerçekleştiğinde ısrar etti ve kampanyanın İsrail’i “nükleer imha” tehlikesinden koruduğunu söyledi. Ayrıca anlaşmayı Obama’nın 2015’teki anlaşmasıyla kıyaslamayı da reddederek, “Bu kıyaslamayı yapmayacağım; anlaşmanın ne olduğunu bilmiyoruz” dedi ve bugün temel farkın, o dönemde mevcut olmayan “inandırıcı bir askerî tehdit” olduğunu ekledi.

Washington’dan farklılaşma düzleminde ise anlaşmanın sorumluluğunu tamamen Trump’a havale ederek kendisini bundan uzak tuttu ve “Bu anlaşmayı ABD yaptı, bunu ABD Başkanı yaptı… Tekrar ediyorum, bu onun kararı ve süreci o yönetiyor” dedi. Bununla birlikte Washington’la yaptığı görüşmelerde kendi görüşünü ifade ettiğini ve “İsrail’in her şeyden önce nükleer tehditle ilgili kendi çıkarları bulunduğunu” vurguladı.

Trump’la arasında bir farklılık bulunduğunu da kontrollü bir dille kabul etti; olaylara her zaman “aynı perspektiften” bakmadıklarını, İsrail’in güvenlik çıkarlarının ise “akıllıca savunulması gerektiğini” söyledi. Anlaşmaya ne ölçüde bağlı olduğu doğrudan sorulduğunda ise yanıt vermekten kaçındı; yalnızca İsrail’in buna imza atmadığını ve İran’ın nükleer silahlanmasını engelleme ya da Hizbullah’a karşı hareket serbestisi konusunda “kısıtlı olmadığını” vurguladı. Güney Lübnan’daki “güvenlik bölgesinde” de “gerektiği sürece” kalacaklarını teyit etti.

Hükümet koalisyonu içinde ise Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, “Trump’ın anlaşması bizi bağlamaz. İsrail, ABD’ye tabi değildir; biz bağımsız ve egemen bir devletiz” dedi ve Amerikan girişimlerinin İsrail’in iç ya da askerî politikasını dikte etmediğini vurguladı.

Maliye Bakanı Bezalel Smotrich de anlaşmayı kınadı, onu “İsrail ve tüm özgür dünya için kötü” diye niteledi; oysa daha önce Lübnan’da askerî tırmanış yönünde baskı yapmıştı.

Savaş Bakanı Yisrael Katz ise “çekinceyle birlikte hareket serbestisini koruma” formülünü somutlaştırdı. Duyurudan sonra İsrail’in ateşkese rağmen Güney Lübnan’dan çekilmeyeceğini teyit etti; İran saldırırsa İsrail’in “tüm gücüyle” karşılık vereceği uyarısında bulundu ve İran’ın nükleer silah edinmesini önlemek için “tek başına hareket etme” kapasitesini elinde tuttuğunu vurguladı. Daha önce de bunu, Lübnan, Suriye, Gazze ve Batı Şeria’nın kuzeyindeki “güvenlik bölgelerinden” çekilmeyi reddetmesiyle ilişkilendirmişti.

Güvenlik ve askerî kurumların içinde ise tablo daha karmaşık görünüyor. Resmî düzeyde Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, iyimser bir söylem benimsemişti; buna göre “siyasi düzeyin İran ve Lübnan’daki kampanya için belirlediği her hedef ve daha fazlası gerçekleşti.” Buna karşılık üst düzey bir askerî yetkili, “Eğer nükleer hedef gerçekleşmezse İran’da yaptığımız her şey tek büyük bir başarısızlık olacaktır” uyarısında bulundu ve uranyum diplomatik yollarla ortadan kaldırılmazsa İsrail’in başka bir operasyona ihtiyaç duyacağını ekledi.

Üst düzey güvenlik kaynakları ayrıca İran liderliğinin Amerikan müzakere heyetini “aldattığı” yönündeki kanaati sızdırdı; buna, Hürmüz Boğazı’nın açılması ve bazı yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer dosyanın daha sonraki bir aşamaya ertelendiği geçici ve sınırlı bir anlaşmaya dair artan kaygı da eşlik etti.

Muhalefet ve elitler: “Stratejik başarısızlık”tan anlaşma sonrasına

Gadi Eisenkot (Yashar Partisi lideri, eski Genelkurmay Başkanı ve Netanyahu’nun yerine geçmesi en güçlü adaylardan biri), en sert eleştirilerden birini dile getirdi; anlaşmayı “başarısız bir hükümetin sefil sonucu” diye tanımladı ve “Netanyahu’nun tam zafer vaatleri” ile ortaya çıkan anlaşma arasında “uçsuz bucaksız bir uçurum” bulunduğunu söyledi. Netanyahu’yu halka doğrudan seslenmemekle de eleştirdi; İsraillilerin “güvenliklerini ilgilendiren bir anlaşmayı yine kendi hükümetlerinden değil, yabancı liderlerden öğrendiğini” belirtti.

Muhalefet lideri Yair Lapid de itirazın özünü şu sözlerle özetledi: “Anlaşma savaşın hiçbir hedefine ulaşmıyor: rejim ayakta kalıyor, füze programı yerinde duruyor ve İran nükleer programını yeniden inşa edebilir… Bu, Netanyahu’nun bizi bağımlı bir devlete dönüştüren tam bir başarısızlığıdır.” Ona Benny Gantz da katıldı; İsrail’in askerî manevra alanını daraltacak her türlü diplomatik düzenlemeye karşı uyardı ve mevcut uluslararası gidişatı “vahim bir hata” diye niteledi.

Şu anda seçimlerde en önemli rakiplerden birini temsil eden ve daha önce başbakanlık yapmış Naftali Bennett ise anlaşmayı Netanyahu’nun stratejisine yönelik daha geniş bir eleştiriyle ilişkilendirdi; onun “uzun savaşlara” dayanmasını eleştirdi ve İsrail’in “varoluşsal bir anda” olduğu uyarısında bulundu. Yisrael Beiteinu lideri Avigdor Liberman da zenginleştirmenin, füze üretiminin ve vekillere desteğin durdurulmasını içermeyen herhangi bir anlaşmanın, daha zor koşullarda yeni bir kampanyaya dönüş anlamına geleceği uyarısını yaptı.

هل يتمكن تحالف لابيد-بينيت من إسقاط 18 عاما من هيمنة نتانياهو على حكم إسرائيل؟ - فرانس 24 / France 24
Eski İsrail başbakanları Naftali Bennett ve Yair Lapid, ortak basın toplantısında – Nisan 2026 © Associated Press

Muhalefet söylemindeki ortak payda, anlaşmanın maddelerini eleştirmekten Netanyahu’yu “zaferi heba etmekle” ve İsrail’i karar alma masasından uzaklaştırmakla sorumlu tutmaya geçişte yatıyor.

Kanaat önderleri ve basın cephesinde ise “Jerusalem Post” yazarı analist Yonah Jeremy Bob, en karmaşık okumalardan birini sundu ve “gerçekçi bir gözden geçirme” çağrısı yaptı. Argümanı, rejim değişikliğinin zaten ulaşılabilir bir hedef olmadığı ve savaşın ilk günlerinde bunun hedefler arasına eklenmesinin Netanyahu ile Trump’ın yaptığı bir hata olduğu yönünde. Buna karşılık gerçek varoluşsal iki hedefin — nükleer ve füze tehditlerini birkaç yıl ertelemek — fiilen gerçekleştiğini savunuyor.

Bununla birlikte, “en büyük ve medyada yeterince yer bulmayan kayıp” olarak tanımladığı hususu da belirledi: İran’ın füze cephaneliğini yeniden inşa etmesini engelleyecek herhangi bir kısıtın bulunmaması. Buna ek olarak, İsrail’in Washington, Avrupa ve bazı Arap başkentlerindeki müttefiklerinin desteğinde büyük bir aşınma yaşanması gibi daha karmaşık bir kayba da işaret etti.

“Haaretz” gazetesi ise en öz eleştirel okumayı sundu. Muhtemel anlaşmayı yalnızca İsrail güvenliğinin gereklerine “ihanet” olarak ele almakla kalmadı; bunu, Netanyahu’nun önceki nükleer diplomasiye karşı yürüttüğü kampanya da dâhil olmak üzere, yıllar süren İsrail siyasi tercihlerinin muhtemel bir sonucu olarak değerlendirdi. Bu okuma, İsrail’in bölgeyi, İran’ın “zarar görmüş ama stratejik olarak yenilmemiş” çıkacağı bir çatışmaya sürüklemeye katkıda bulunmuş olabileceğini düşünüyor.

Araştırma merkezleri cephesinde, başta Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) olmak üzere, İran’la varılabilecek kabul edilebilir yaklaşımlar ve sakıncalar konusunda daha sistematik politikalar sundular. Buna göre savaşın sona ermesinin şartı olarak İran’ın zenginleştirme altyapısının tamamen tasfiye edilmesinde ısrar edildi; çünkü Kapsamlı Ortak Eylem Planı gibi önceki “risk yönetimi” modellerinin artık geçerli olmadığı kabul ediliyor.

Somut talepleri arasında, yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumun (%20 ve %60) İran toprakları dışına çıkarılması ya da seyreltilmesi ve İsrail planlamasının 2026 ara seçimleri ile 2028 başkanlık seçimleri dâhil Amerikan siyasi takvimini hesaba katması da yer alıyor.

Sönüklükten açık çatlağa

Müzakere aşamasında İsrail’in tepkisi, Netanyahu’nun Obama döneminde 2015 nükleer anlaşmasına karşı yürüttüğü sert kampanyaya kıyasla sönük kaldı. Ancak anlaşmanın ilanı tabloyu açık biçimde tersine çevirdi; anlaşmazlık artık yalnızca İsrail içi bir mesele olmaktan çıktı ve Trump ile Netanyahu arasında açık bir çatlak şeklinde patlak verdi. ABD Başkanı artık bizzat İsrail Başbakanı’na saldırıyor ve ondan minnettarlık bekliyor. Bu dönüşüm, iki taraf arasındaki ilişkinin dengesindeki bozulmanın özünü ortaya koyuyor: 2015’te Netanyahu, ABD yönetimini by-pass ederek Kongre’ye hitap etmişti; bugün ise hem anlaşmanın hem de eleştirilerin muhatabı konumunda.

Bununla birlikte, bu tabloyu tek boyutlu bir yorumla açıklamaya kaymayan okuma daha yararlı görünüyor. Önümüzde birbirini zorunlu olarak dışlamayan iki varsayım var: Birincisi, çatlağın gerçek ve derin olduğu, bölge krizlerine yaklaşımda zirveye ulaşmış fiilî bir stratejik ayrışmayı yansıttığı ve İsrail’in “bağlı değiliz” söyleminin gelecekte olası tek taraflı bir eylemin hazırlığı olabileceği varsayımı.

İkinci varsayım ise bu çatlağın bir bölümünün ikili bir işlev gördüğü ve belli ölçüde siyasi tiyatro taşıdığı yönünde. Bu durum, Trump’ın kendisini İsrail baskısından bağımsız bir barış yapıcı olarak sunmasına imkân verirken, Netanyahu’nun da fiilen kabul ettiği bir anlaşmadan kendi kamuoyu önünde söylemsel olarak uzak durmasını sağlıyor; nitekim anlaşmaya örtük onay verdiğine dair tekrar eden işaretler bunu gösteriyor.

Büyük olasılıkla gerçeklik, bu iki varsayımı farklı derecelerde bir araya getiriyor; yani bölge krizlerine yaklaşımda gerçek bir stratejik anlaşmazlık bulunurken, buna iki taraf arasında açık söylemin ortak taktik yönetiminden kaynaklanan bir pay da eşlik ediyor ve bu, aleni aldatma stratejileri dâhil birden fazla yerde uygulandı. Bu çerçevede muhalefetin tabloyu özetlemek için kullandığı “bağımlı devlet” ifadesine dönülebilir; bu ifade gerçekliğin bir kısmına dayanıyor, ancak gerilimin yüzeyinin altında hâlâ süren örtük koordinasyon alanını göz ardı ederse İsrail’in acziyetinin boyutunu abartmış olabilir.

Öncelik farklılığı ve ayrışmanın sınırları

İsrail’in önümüzdeki dönemde izleyeceği rota, iç içe geçmiş üç etken tarafından belirlenecek. Bunlardan ilki, Netanyahu’yu zararı sınırlamaya ve belki de Trump’la yaşanan çatlağı siyasi olarak kullanmaya iten iç seçim takvimi; buna karşılık rakiplerini de anlaşmayı stratejik bir başarısızlık ve İsrail nüfuzunun heba edilmesinin kanıtı olarak çerçevelemeye yöneltiyor.

İkincisi, Savunma Bakanlığı’nın güvenlik supabı olarak sarıldığı tek taraflı hareket alanı; bu, Güney Lübnan’dan çekilmeyi reddetme ve “tüm güçle” karşılık verme tehdidinde fiilen somutlaştı. Üçüncü etken ise nükleer dosyaya ilişkin 60 günlük müzakereler; bunlar anlaşmanın gerçek sınama alanını oluşturacak. İsrail, anlaşmanın nükleer dosyanın çözümünü ertelediğini, onu sonuçlandırmadığını düşünüyor; özellikle Trump’ın kendisinin de saldırıları yeniden başlatma imasında bulunması nedeniyle, müzakerelerde yaşanacak herhangi bir başarısızlığın tırmanma kapısını yeniden aralayabileceğine inanıyor.

Sonuç olarak İsrail, anlaşmayla ilgili geniş bir kaygı mutabakatı içinde karşı karşıya bulunuyor; buna karşılık sorumluluğun kimde olduğu ve bununla nasıl başa çıkılacağı konusunda açık bir bölünme var. Ancak duyurudan sonra öne çıkan en önemli gelişme, krizin artık yalnızca İsrail-İran krizi olmaktan çıkıp açık bir İsrail-ABD boyutu da kazanmış olmasıdır; bu da iki taraf arasındaki ilişkinin niteliğinde ve ABD karar alma süreci içindeki İsrail nüfuzunun sınırlarında bir dönüşüme işaret ediyor.

İronik olan şu ki, İsrail basını ve araştırma merkezleri içindeki en soğukkanlı okumalar, daha uzak tehlikenin anlaşma maddelerini aşan iki hatta yattığını hatırlatıyor: İran’ın gelecekte füze gücünün unsurlarını yeniden inşa etme kapasitesi ve İsrail’in Amerikan müttefiki ile Batılı müttefikleri nezdindeki konumunun kademeli olarak aşınması. Bu iki hat sürerse, sonuçları yalnızca siyasi alana ya da İsrail’in dış imajına yansımakla kalmayacak; herhangi bir gelecek çatışmada destek ve meşruiyet toplama kapasitesine ve stratejik çevresine de doğrudan etki edebilecektir.

ETİKETLENDİ: ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşı
Bu makaleyi PDF olarak indir
Bu Makaleyi Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp Telegram E-posta Bağlantıyı Kopyala
أحمد الطناني
Yazan Ahmad Tanani Political Writer and Researcher
Takip Et:
Önceki Makale سؤال الانتخابات يتجاوز شخص نتنياهو إلى قدرته على تحويل الليكود وشركائه إلى كتلة حاكمة 61 sandalyeye giden yol: Bir sonraki “İsrail” seçimlerinde ittifak haritası nasıl şekilleniyor?
Sonraki Makale NoonPost Suriye’deki protestolar: Temsil krizinin öteki yüzü
part of the design
NoonPost Haftalık Bülten

Bunları da Beğenebilirsiniz

Türk hırsının zirvesi: TUSAŞ hava imparatorluğunu nasıl kurdu?

Türk hırsının zirvesi: TUSAŞ hava imparatorluğunu nasıl kurdu?

خالد أصلان Khaled Aslan 10 August ,2026
Beyaz Altın ve Yeni Deniz Rotaları: Büyük Güçler Neden Arktik Okyanusu İçin Yarışıyor?

Beyaz Altın ve Yeni Deniz Rotaları: Büyük Güçler Neden Arktik Okyanusu İçin Yarışıyor?

محمد مصطفى جامع Mohamed Gamie 6 August ,2026
Kızıldeniz: Orta Doğu’yu yeniden şekillendiren coğrafya

Kızıldeniz: Orta Doğu’yu yeniden şekillendiren coğrafya

سجود عوايص Sujoud Awais 6 August ,2026
NoonPost

2013 yılında kurulan, yavaş gazetecilik anlayışına dayanan bağımsız bir medya platformu; haberlere daha derin bakış açıları sunmak için derinlemesine raporlar, analizler ve çoklu medya içerikleri üretir ve birçok Arap ülkesinden genç ve çeşitli bir ekip tarafından yönetilir.

  • Son Raporlar
  • Siyaset
  • Toplum
  • Ekonomi
  • Kültür
  • Röportajlar
  • In Depth
  • Explainers
  • Stories
  • Profiles
  • Focus
  • Hakkımızda
  • Yazarlarımız
  • Gelişmiş Arama
Bazı haklar Creative Commons lisansı altında saklıdır

Favorilerden kaldırıldı

Geri Al
Go to mobile version