NoonPost NoonPost

NoonPost

  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Toplum
  • Kültür
  • Görüşler
Bildirim Daha Fazla Göster
NoonPost
Mısır, “Mekke Anlaşması”nın dışında… Kahire Riyad’ın güvenini neden kaybetti?
NoonPost
İmadüddin Halil ve Kur’an’da tarihin yasalarını arayış yolculuğu
NoonPost
Motor savaşı.. Türkiye’nin tam savunma bağımsızlığına açılan kapı
NoonPost
“Suriyeliler bizi söylediklerimizle değil, yaptıklarımızla yargılayacak”… Milletvekili Hüda el-Atasi ile söyleşi
أحياء-القدس-حي-العيسوية
İseviyye: Kudüs’ün yeniden alevlenen meşalesi
NoonPost
“Sizi andıran yere gidin”… Arap dünyası Filistinliler için bir “sürgün deposu” mu?
قبرص التركية
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti: Yunan aşırılığı ile kimliğe tutunma çabaları arasında
NoonPost
İslam’ı Benimsedi ve Mekke’ye Gitti: Evelyn Cobbold’un Olağanüstü Hikâyesi
صنعت جغرافيا سبتة ومليلية عقدة تجمع الاحتلال والسيادة والهجرة والتجارة في العلاقات المغربية الإسبانية
Ceuta ve Melilla: İspanyol işgalinin 5 yüzyıl ardından nüfus yapısı, sınırlar ve kimlik
NoonPost
Eski Ordular Geri Dönüyor: Doğu Asya Ülkeleri Barış Doktrininden Neden Vazgeçti?
NoonPost
Karadeniz: Dünyanın yüzen sahnesi ve çekişmelerinin merkezi
NoonPost
Türk savunma cephaneliğinin duyuları: ASELSAN, Meteksan ve HAVELSAN
NoonPost NoonPost
Bildirim Daha Fazla Göster
NoonPost
Mısır, “Mekke Anlaşması”nın dışında… Kahire Riyad’ın güvenini neden kaybetti?
NoonPost
İmadüddin Halil ve Kur’an’da tarihin yasalarını arayış yolculuğu
NoonPost
Motor savaşı.. Türkiye’nin tam savunma bağımsızlığına açılan kapı
NoonPost
“Suriyeliler bizi söylediklerimizle değil, yaptıklarımızla yargılayacak”… Milletvekili Hüda el-Atasi ile söyleşi
أحياء-القدس-حي-العيسوية
İseviyye: Kudüs’ün yeniden alevlenen meşalesi
NoonPost
“Sizi andıran yere gidin”… Arap dünyası Filistinliler için bir “sürgün deposu” mu?
قبرص التركية
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti: Yunan aşırılığı ile kimliğe tutunma çabaları arasında
NoonPost
İslam’ı Benimsedi ve Mekke’ye Gitti: Evelyn Cobbold’un Olağanüstü Hikâyesi
صنعت جغرافيا سبتة ومليلية عقدة تجمع الاحتلال والسيادة والهجرة والتجارة في العلاقات المغربية الإسبانية
Ceuta ve Melilla: İspanyol işgalinin 5 yüzyıl ardından nüfus yapısı, sınırlar ve kimlik
NoonPost
Eski Ordular Geri Dönüyor: Doğu Asya Ülkeleri Barış Doktrininden Neden Vazgeçti?
NoonPost
Karadeniz: Dünyanın yüzen sahnesi ve çekişmelerinin merkezi
NoonPost
Türk savunma cephaneliğinin duyuları: ASELSAN, Meteksan ve HAVELSAN
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Toplum
  • Kültür
  • Görüşler
Bizi Takip Edin

“Bağdat kuşağı” ve başkentin çevresinde demografi ile coğrafya mücadelesi

فريق التحرير
Noon Post Yayımlandı 25 August ,2026
Paylaş
NoonPost

تشهد مناطق حزام بغداد عملية تغير ديموغرافي تتمثل بالضغط على سكانها من أجل ترك الأراضي (اندبندنت عربية)

هذا التقرير متاح أيضًا بـ العربية

“Bağdat kuşağı” bölgesi, 2003 sonrası Irak sahnesindeki en hassas coğrafi alanlardan biri sayılıyor. Başkent Bağdat’ı dört bir yandan çevreleyen bu kuşak, kent için stratejik, güvenlik ve ekonomik bir derinlik oluşturuyor; son yirmi yıl boyunca da sessiz bir çatışma ve hararetli bir demografik rekabet alanına dönüştü.

Kimi zaman güvenlik planları, kimi zaman da yatırım ve konut projeleri kisvesi altında bu bölgeler, nüfus ve toplumsal haritasını yeniden çizen köklü yapısal dönüşümlere sahne oluyor. Bu durum özellikle, yüzyıllar boyunca bu kuşağı karakterize eden baskın Sünni kimlik ışığında önem kazanıyor; zira bu kimlik, söz konusu alanı başkenti çevreleyen ve onu koruyan aşiret kuşağına dönüştürmüştü.

Tarihsel olarak Bağdat çevresindeki bölgeye, ilk Abbasi döneminden itibaren Arap kabileleri yerleşti. O dönemde bu alanlar Nahr İsa, Sarsar, Nahr el-Melik, Keluaza ve benzeri adlarla biliniyordu. Toprakları son derece verimli, köy ve mezralarla doluydu. Bu kabileler, tarihî nehirler ve kanallardan oluşan gelişmiş bir ağdan yararlanarak Abbasi başkentini çevreleyen kara alanın nüfus ve tarım omurgasını oluşturuyordu.

Bağdat’ın 656 Hicri yılında Moğollar tarafından düşürülmesi ve eski sulama sistemlerinin tahrip edilmesinin ardından, kentin çevresinde büyük bir tarımsal ve demografik çöküş yaşandı. Sulanan arazilerin büyük bölümü çorak topraklara ya da mevsimlik otlaklara dönüştü. Ancak bu bölgeler 17. ve 19. yüzyıllar arasında yeniden canlandı; burada yaşayan kabileler alanı ihya etti, topraklarını yeniden işledi ve daha sonra “Bağdat kuşağı” adıyla anılacak bir dizi yerleşim kurdu.

Coğrafya ile demografinin iç içe geçişi

Bağdat kuşağının stratejik önemini, karmaşık coğrafyasını çözümlemeden anlamak mümkün değil. Zira bu alan, başkenti Enbar, Selahaddin, Diyale ve Babil vilayetlerine bağlayan geniş bir sahaya yayılıyor; bu da onu devletin kalbi ile çevresi arasında bir bağlantı halkası hâline getiriyor.

Bu hayati bölge, yoğun aşiret ve tarım karakteri taşıyan kasaba ve köyleri kapsayan başlıca sektörlere ayrılıyor. Güney kuşağı, Mahmudiyye, Yusufiyye, Arab Cubur, Buaise ve Hor Receb bölgeleriyle başlıyor, Babil vilayetinin kuzeyindeki Curf es-Sahr’a kadar uzanıyor. Bu bölgeler, Orta Fırat ve güney vilayetleriyle doğrudan bağlantıyı temsil ediyor.

Batı kuşağı ise Ebu Garib kazasını, ona bağlı uzanan kasaba ve köylerle birlikte; ayrıca Bekriye, Rıdvaniyye, Sadr el-Yusufiyye ve diğer bölgeleri kapsıyor, Felluce’nin çevresine kadar ulaşıyor. Bu kuşak, Enbar’a ve batı çölüne açılan kapıyı oluşturuyor.

Kuzey kuşağı Tarmiye, Taci ve Raşidiye kazalarından oluşuyor ve Nebai nahiyesine kadar uzanarak Selahaddin ve Diyale vilayetleriyle temas hattını meydana getiriyor. Doğu ve güneydoğuda ise Medain kazası ve ona bağlı bölgeler yer alıyor; bunlar Vasıt vilayetinin kuzeyindeki Suveyra ve Şeciriye’ye kadar uzanıyor.

Nüfus yapısı ve aşiret kimliği

Yerel uzmanlar ve araştırma merkezleri, Bağdat kuşağının nüfusunu 2 ila 3 milyon arasında tahmin ediyor. Bu büyük insan kitlesi, birbirine bağlı kentsel, kırsal ve aşiret topluluklarına dağılmış durumda.

Bağdat kuşağı, tarih boyunca baskın Sünni kimliğiyle öne çıktı. Bölgede Cubur, Düleym, Cenabiyyin, Meşahide, Zubaa, Hiyaliyyin, Ubeyd, Kertan, Mesara, Nedavat, Buaisa, Akidat, Sevamire, Azze, Buhaşme, Gureyr, Mucemma, Buhamdan, Uveysat ve diğer büyük Sünni Arap kabileleri yaşıyor.

Bu Sünni aşiret ağırlığı, tarihsel olarak kuzey ve batı vilayetlerinin doğal bir uzantısını oluşturdu; ayrıca kuşağı, İran destekli demografik hâkimiyet girişimlerine karşı jeopolitik bir set hâline getirdi.

2003’te önceki rejimin devrilmesinin ardından ise kuşak, ardı ardına gelen hükümetler ve Şii siyasi güçler için bir kaygı kaynağına dönüştü. Bu çevreler, başkenti kuşatan ve yirmi yılı aşkın süredir Şii siyasi karar alma merkezinin bulunduğu alanı saran tek renkli bir “demografik kuşatma” olarak gördü.

ضم 70 قبيلة.. اجتماع عشائري في حزام بغداد يؤكد دعم جهود مكافحة المخدرات وحصر السلاح بيد الدولة
Bağdat kuşağında düzenlenen bir aşiret toplantısı, uyuşturucuyla mücadele çabalarına ve silahın yalnızca devletin elinde toplanmasına destek verdiğini teyit ediyor- Irak Haber Ajansı

20 yıllık demografik değişim

Bağdat kuşağı, 2003’ten bu yana nüfus yapısını sarsan bir dizi şiddetli ve sistematik sarsıntı yaşadı. Bu dönüşümler, güvenlik, siyaset ve ekonomi dosyalarının iç içe geçmesinin sonucu olarak ortaya çıktı.

Bu süreci üç ana aşamaya ayırmak mümkün. İlki, mezhepsel şiddet ve zorunlu göç aşaması olup 2006-2008 yılları arasında, Samarra’daki Askeriyye türbelerinin bombalanmasının ardından yaşandı. Bu dönemde kuşak bölgeleri mezhepsel şiddet operasyonlarının sahnesine dönüştü; milisler Medain, Yusufiyye ve Mahmudiyye’de köyleri ve mahalleleri bütünüyle hedef aldı.

Bunun sonucunda Sünni aileler, Bağdat merkezine, batı vilayetlerine, Kürdistan Bölgesi’ne ve ayrıca Irak dışına doğru kitlesel zorunlu göç dalgalarıyla yerlerinden edildi. Bu ailelerin bir kısmının yerine, başka bölgelerden göç ettirilmiş aileler yerleştirildi; amaç, iktidardaki güçlerle uyumlu yeni nüfus cepleri oluşturmaktı.

Böylece Mahmudiyye, Latifiyye, Medain ve Arab Cubur bölgeleri, Bağdat’ı güney ve batı vilayetlerine bağlayan coğrafi konumları nedeniyle alevli temas hatlarına dönüştü. Bu bölgelerde silahlı milisler ve aşırılık yanlısı gruplar tarafından, araçlar için sahte kontrol noktaları kurmaktan kimlik üzerinden infaza, köylerin havan topu saldırıları ve gece baskınlarıyla hedef alınmasına kadar uzanan geniş çaplı öldürme eylemleri yaşandı.

Uluslararası Göç Örgütü ile BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin raporları, Irak’taki ülke içinde yerinden edilmiş kişi sayısının 2008 itibarıyla 2,8 milyonun üzerine çıktığını belgeledi. Yerinden edilenlerin önemli bir bölümünü Bağdat kuşağı bölgelerinden gelenler oluşturdu. Uluslararası Af Örgütü de, halkın geri dönüşünü engellemek amacıyla zorla yerinden etme, tarımsal mülklerin tahribi, gayrimenkul ve arazilere el koyma yönünde açık örüntüler kaydetti.

“Terörle mücadele” ve göç ettirme gerekçeleri

İkinci aşama ise 2014-2017 yılları arasında IŞİD’le savaş ve sistematik yerinden etme süreci oldu. Örgüt, kuşağın yoğun bahçeler ve su kanalları ağıyla öne çıkan coğrafyasından yararlanarak sızdı ve başkenti doğrudan tehdit eden güvenli sığınaklar kurdu.

“Terörle mücadele” sloganı altında, Haşdi Şabi grupları Curf es-Sahr başta olmak üzere, Mahmudiyye, Latifiyye ve Ebu Garib’in bazı kesimleri gibi yerleşimlerin bütünüyle zorla boşaltılmasıyla sonuçlanan geniş çaplı askerî operasyonlar yürüttü.

Çatışmaların etkileri, bu bölgelerin IŞİD’den geri alınmasından sonraki döneme de uzandı. Nitekim on binlerce yerinden edilmiş ailenin evlerine dönmesi engellendi. Güvenlik makamları ve sahada kontrolü elinde tutan gruplar bunu “güvenlik soruşturması”, mayınların varlığı ve karmaşık işlemler üzerinden alınması gereken “güvenlik izinleri” gibi gerekçelere bağladı.

Bunun sonucunda geniş alanlar askerî kamplara ve kapalı askerî bölgelere dönüştü. Bunların başında adı Curf en-Nasr olarak değiştirilen Curf es-Sahr nahiyesi ile Latifiyye, Mahmudiyye ve Ebu Garib kuşağının geniş kesimleri geliyor. Bu bölgelerin asli sakinlerinin buralara yaklaşmasına dahi izin verilmiyor.

Babil vilayetinin kuzeyinde yer alan Sünni Curf es-Sahr bölgesinin sakinlerinden 140 binden fazla kişi yerinden edildi. Nahiye halkı ise bölgenin Ekim 2014’te tamamen geri alınmış olmasına rağmen hâlâ Enbar’daki Bezibiz Kampı gibi yerinden edilme kamplarında yaşıyor. BM misyonunun raporları da Bağdat’ın güneyi ve batısında nüfusu tamamen boşaltılmış onlarca köyün varlığının sürdüğüne işaret ediyor.

داعش الفلوجة الأنبار العراق
IŞİD unsurları Bağdat’a doğru ilerliyor- 2014

Konut siteleri ve “yumuşak değişim”

Üçüncü aşama, “yumuşak değişim” başlığını taşıdı; yasalar, müsadere ve ekonomik baskı üzerinden ilerledi. Belirtileri 2018 sonrasında belirginleşmeye başladı. IŞİD’le savaşın sona ermesi ve bu bölgelerde göreli güvenlik istikrarının sağlanmasının ardından, Bağdat kuşağının nüfus yapısını değiştirme ve kontrol altına alma stratejisi, “sert şiddet”ten “yumuşak değişim” diye nitelenebilecek bir aşamaya geçti.

Bu aşama, fiilî durumu pekiştirmek ve çiftçilerle yerel halkın ekonomik çevresini hedef almak için devlet kurumlarının, yasama, hukuk ve yatırım araçlarının kullanılmasına dayandı.

Bu yöntemler arasında sıkı yasaların uygulanması da vardı. 2012 tarihli 10 sayılı yasa gibi, önceki rejimin önde gelen isimleri ile ikinci dereceye kadar yakınlarının mallarına el konulması ve bunların dondurulmasına ilişkin düzenlemeler buna örnek gösterilebilir. Bu sayede devlet, onlarca yıldır kuşakta yaşayan ailelere ait geniş tarım arazilerini devralabildi.

Buna ek olarak çiftçilere sıkı güvenlik ve ekonomik kısıtlamalar getirildi. Artezyen kuyusu açmanın yasaklanması, tarım ürünlerinin taşınmasının kısıtlanması, güvenlik kaygıları gerekçesiyle gübre ve ekipman ithalatının engellenmesi bunlar arasındaydı. Ayrıca yüzlerce ev, demiryolu ya da petrol rafinerileri koruma sahasında kaldığı gerekçesiyle yıkıldı; inşaat malzemelerinin girişine de kısıtlamalar getirildi. Bu da halkı arabuluculara başvurmaya ve devlet kurumlarına ya da silahlı gruplara haraç ödemeye zorladı.

Bu kesintisiz baskılar, çiftçilerin yoksullaşmasına ve topraklarının çoraklaşmasına yol açtı; bu da birçoğunu arazilerini düşük fiyatlarla yatırım kuruluşlarına ya da yatırımcılara satmaya zorladı. Bu yatırımcılar, nüfuzlu grupların vitrinleri olarak çalışıyor; böylece kontrol el değiştiriyor ve arazinin hukuki niteliği de resmen değiştiriliyordu.

Arab Cubur, Rıdvaniyye ve Ebu Garib bölgelerindeki binlerce dönüm tarım arazisi, nüfuzlu taraflara bağlı yatırım projeleri ve konut sitelerine dönüştürüldü. Ayrıca başka arazilerin de, eski sahiplerinin hesap verebilirlik ve adalet prosedürlerine ya da taşınır ve taşınmaz malların haczi hükümlerine tabi olduğu iddiasıyla müsaderesine yönelik emirler çıkarıldı.

الحشد الشعبي ينفذ عملية أمنية في حزام بغداد
Haşdi Şabi, Bağdat kuşağında güvenlik operasyonu yürütüyor- INA

“Er-Refil” ve yeni idari başkent

15 Haziran 2021’de Irak Bakanlar Kurulu, “Er-Refil konut kenti” projesinin yeni idari başkent olması için resmen başlatılmasına onay verdi. Bu adım, eski Başbakan Mustafa el-Kazımi hükümeti döneminde atıldı; proje daha sonra uluslararası ve Arap şirketleriyle büyük mutabakat zabıtları ve yatırım sözleşmeleri imzalanarak geliştirilmeyi sürdürdü.

Yeni “başkent”, Bağdat Uluslararası Havalimanı çevresinde, başkentin güneybatısında yaklaşık 106 bin dönümlük bir alana yayılıyor. Projenin ardışık aşamalar hâlinde uygulanması planlanmıştı. İlk aşamada, Amerikan Üniversitesi de dâhil olmak üzere konut siteleri ve eğitim tesislerinin yanı sıra hastaneler ve ticaret merkezleri yer alacaktı. Bunu, lojistik, tarım ve çevre projelerine ayrılmış aşamalar izleyecek; amaç, on binlerce yatay ve dikey konut birimi sağlamak ve yaklaşık 600 bin kişiyi barındırmaktı.

Çelişki şu ki projeye tahsis edilen araziler, Rıdvaniyye, Yusufiyye ve Ebu Garib’in çevresi gibi Bağdat kuşağının güney ve batı bölgeleri içinde yer alıyor. Bu alanlarda tarihsel olarak Zubaa, Cenabiyyin, Düleym, Cubur ve Buaisa gibi Sünni Arap kabileleri yaşıyor.

Proje, bu bölgelerin ileri gelenleri ve aşiretlerinden sert itirazlarla karşılaştı. Onlar, hedef alınan arazilerin bazı resmî çevrelerin öne sürdüğünün aksine çorak ya da boş olmadığını; aktif olarak işlenen ve nüfus barındıran tarım arazileri olduğunu vurguladı. Bu arazilerin kamulaştırılmasının toplumsal istikrarlarını ve miras kalan mülklerini tehdit ettiğini savundular.

Geçen yıllar boyunca, milletvekilleri ve Sünni güçler, projenin arkasında siyasi ya da mezhepsel saikler bulunduğu uyarısında bulundu. Onlara göre bu büyüklükte dev bir yatırım kentinin kurulması ve Irak’ın farklı bölge ve vilayetlerinden yüz binlerce kişinin burada yaşamaya çekilmesi, uzun vadede bölgenin demografik ve coğrafi yapısını değiştirebilir. Hükümet ise bu itirazlara yanıt vermeden, hâlâ ilk aşamalarında olan projeyi ilerletmeyi sürdürdü.

Hukuki kılıflarla arazi gaspı ve tahribat

Bağdat çevresindeki bölgelerin haritasına baktığımızda, sistematik arazi gaspı, arazi müsaderesi ve hukuki niteliğin değiştirilmesi işlemlerinin birçok bölgede yaşandığını görürüz. Bunların en önde gelenlerinden biri, Bağdat Uluslararası Havalimanı’na ve önceki rejimin saraylarına yakınlığı nedeniyle son derece stratejik bir konuma sahip olan Rıdvaniyye’dir.

Bu bölgede yerel aşiretlere ait geniş tarım arazilerine el konuldu ve bunlar, “havalimanını çevreleyen güvenlik bölgeleri” başlığı altında devlet kurumlarına ya da silahlı gruplara bağlı projelere dönüştürüldü.

Bekriye ise arazi mülkiyeti üzerinde büyük ihtilaflara ve yerleşim karakterinde değişime sahne oldu. Bahçelerin tıraşlanıp konut arazisine dönüştürülmesi ve bölge dışından taraflara satılması yoluyla, başkentin batı kapısında doğrudan bir demografik gedik açılması hedeflendi. Ayrıca bölge sakinlerine ait araziler, bazı güvenlik kurumlarındaki subaylara dağıtıldı.

Buaise, Arab Cubur ve Hor Receb’de ise Haşdi Şabi içindeki gruplar, Dicle Nehri’ne bakan geniş bahçe ve tarım alanları üzerinde tam nüfuz kurdu. Yüzlerce dönüm arazi tıraşlanarak askerî karargâhlara, eğlence komplekslerine ve özel yatırım projelerine dönüştürüldü.

Güneydeki Yusufiyye’de ise önceki rejimin sembol isimlerine ait olduğu gerekçesiyle geniş tarım arazilerinin kontrol altına alınması, bunların silahlı gruplar ve mevcut siyasi sistemle bağlantılı kişilere ve yatırımcılara mülk olarak verilmesine ya da tahsis edilmesine yol açtı. Bu da yerli halkı geçim kaynaklarından mahrum bırakarak bölge dışına göçe itti.

Medain kazasının merkezi olan “Selman Pak”, Amerikan işgalinin hemen ardından, bölgenin dini önemi nedeniyle erken ve yoğun bir demografik dönüşüm yaşadı. Bu önem, Sahabi Selman-ı Farisi’nin türbesinin bulunmasında somutlaşıyordu. Dini boyut, gayrimenkul nüfuzunu genişletmenin örtüsü olarak kullanıldı; türbe çevresindeki araziler ve komşu tarım alanları kamulaştırıldı, Irak’ın güneyinden gelen binlerce aile yerleştirildi. Bunun sonucunda, kazada ve nahiyelerinde ezici çoğunluğu oluşturan Sünnilerin nüfus oranı geriledi.

“Bağdat çemberi”… Bir projeyi ifşa eden paylaşımlar

27 Temmuz 2025’te, Dora bölgesindeki Bağdat/Kerh Tarım Dairesi’nde, önceki müdürün görevden alınarak yerine işleri yürütmek üzere yeni bir müdür atanmasını öngören resmî idari kararın ardından bir olay yaşandı.

Görevden alınan müdür, makamını bırakmayı ve görevlerini derhâl devretmeyi reddetti; bunun üzerine Hizbullah Tugayları’na bağlı silahlı bir güçten yardım aldı. Söz konusu güç, yeni yönetimin silah zoruyla göreve başlamasını engellemek amacıyla daire binasına baskın düzenledi.

Ardından olay hızla silahlı çatışmaya, hükümet tesisini korumakla görevli federal polis güçleriyle doğrudan bir çatışmaya dönüştü. Bunun sonucunda bir güvenlik mensubu ve tesadüfen olay yerinde bulunan bir sivil hayatını kaybetti, 12 kişi de çeşitli derecelerde yaralandı.

Bunun ardından güvenlik güçleri bölgeyi sıkı bir çember altına aldı ve saldırganlardan 14 kişiyi, eski müdürle birlikte gözaltına aldı. Olay, aynı yılın kasım ayında Merkez Ceza Mahkemesi’nin eski müdür hakkında idam kararı vermesiyle hukuken sonuçlandı; mahkeme onu terör suçlaması ve saldırıyı planlamaktan mahkûm etti.

Bu olay, Bağdat çevresindeki bölgeler üzerindeki kapışmanın ve mücadelenin boyutunu ortaya koydu. Bu mücadele, özellikle Haşdi Şabi’nin önde gelen liderleri ile Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin sosyal medyada yaptığı açıklama ve paylaşımların ardından son yıllarda açık ve sistematik bir dönemece girdi. Bu açıklamalar, “Bağdat konut ve yatırım çemberi projesi” olarak bilinen girişim etrafında şekilleniyordu.

Bu proje görünürde, başkent Bağdat’taki boğucu konut krizine çözüm bulmak amacıyla başkentin çevresinde yeni konut kentleri ve büyük yatırım projeleri kurmayı hedefleyen imar ve kalkınma karakteri taşıyor.

Ancak birçok kişiye göre projenin siyasi ve demografik boyutları asıl itici güç olmayı sürdürdü. Tehlikesi birkaç noktada özetlenebilir; bunların başında mülkiyetin sökülüp alınması ve fiilen el konulması geliyor. Bu amaçla, yerli halka onlarca yıl önce verilmiş tarım sözleşmelerini iptal eden hükümet kararlarına ya da “kamu yararı” gerekçesiyle arazi müsaderesi yasalarının işletilmesine dayanılıyor.

Ayrıca buradaki arazilerin hukuki niteliği değiştirilerek, Bağdat kuşağının doğu, güney ve batısındaki bahçelerde bulunan yüz binlerce dönüm tarım arazisi konut ve ticaret arazisine dönüştürülüyor.

Bu tıraşlama, yalnızca Irak’ın tarımsal kimliğini ortadan kaldırmakla kalmıyor; toprağıyla yüzlerce yıldır bağlı olan Sünni çiftçinin ekonomik varlığını da sona erdiriyor..

Yeni nüfus blokları ve demografik mühendislik

Gözlemcilere göre, on binlerce konut biriminden oluşan dev kentlerin inşası Ebu Garib, Rıdvaniyye ya da Yusufiyye çevresi gibi bölgelerde, bu alanların ekonomik dışlanma nedeniyle bunları satın alma gücü bulunmayan yerli sakinlerini hedef almıyor; aksine güney kentlerinin merkezlerinden ve Bağdat’taki yoğun Şii bölgelerin kalbinden yeni insan kitlelerini çekmeyi amaçlıyor.

“Bağdat çemberi” projesine ilişkin söylemlerin ve silahlı grup liderlerinden gelen imaların siyasi anlamlarına bakıldığında, bunların yalnızca ekonomik öneriler olmadığı; başkentin çevresindeki demografiyi değiştirerek güvence altına alınması formülasyonu içinde sunulduğu görülebilir.

Bu güçler, Bağdat kuşağının geleneksel kimliğiyle varlığını sürdürmesini, gelecekteki herhangi bir siyasi değişim anında kullanılabilecek güvenlik, siyaset ve demografi açısından bir gedik olarak görüyor.

Bu nedenle gözlemcilere göre “konut çemberi”nin kurulması, Bağdat ile onu çevreleyen Sünni vilayetler arasında herhangi bir coğrafi ya da beşeri teması engelleyecek, iktidar düzenine sadık bir yalıtıcı demografik duvar yaratmayı hedefliyor.

Zoraki dönüşümler ve sessiz gerilim

Bağdat kuşağında arazilerin sistematik biçimde müsadere edilmesi, Irak’ta toplumsal barışın ve istikrarın geleceği açısından ciddi sonuçlar taşıyor. Zira bu durum, Bağdatlı Sünni yurttaşta dışlanma ve marjinalleştirilme hissini derinleştiriyor; bu da gelecekte devletle keskin bir güven krizine dönüşebilecek sessiz bir mezhepsel gerilim üretiyor.

Ayrıca proje kendi içinde, eski bahçelerden oluşan binlerce dönüm arazinin tıraşlanması yoluyla başkent Bağdat’ın gıda sepetini tahrip etme; aşiret mensupları arasında işsizlik oranlarını artırma; bunun yanı sıra başkenti Arap Sünni çevresinden demografik olarak yalıtıp, sadık konut çemberleri aracılığıyla tamamen kontrol edilen tek renkli siyasi ve mezhepsel bir kente dönüştürme riskini taşıyor.

Böylece Bağdat kuşağı artık yalnızca başkentin çevresindeki tarım alanlarından ibaret değil; yeni Irak’ta iktidar ve nüfuz mücadelesinin niteliğini ölçen bir “termometre”ye dönüşmüş durumda. Zira burada izlenen politikalar, geçmişteki askerî göç ettirmeden bugünkü gayrimenkul kamulaştırmalarına ve yatırım projelerine kadar, başkenti çevreleyen Sünni ağırlığı parçalamayı güvence altına alacak şekilde nüfus coğrafyasını yeniden mühendislikten geçirme yönünde nüfuzlu güçlerde güçlü bir arzu bulunduğunu ortaya koyuyor.

Gerçek bir siyasi denge ile kuşağın asli sakinlerinin haklarını savunacak hukuki ve kurumsal bir koruma bulunmadığı sürece, bu tarihî çember kimliğini kaybetmeye ve çehresi sonsuza dek değişmeye doğru gidiyor; başkentin kuşağı olmaktan çıkıp, onun ve stratejik uzantılarının üzerinde denetim kuran bir çembere dönüşüyor.

Bu makaleyi PDF olarak indir
Bu Makaleyi Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp Telegram E-posta Bağlantıyı Kopyala
فريق التحرير
Yazan Noon Post Reports by Noon Post Editorial Team
Takip Et:
Önceki Makale NoonPost İmadüddin Halil ve Kur’an’da tarihin yasalarını arayış yolculuğu
Sonraki Makale NoonPost Mısır, “Mekke Anlaşması”nın dışında… Kahire Riyad’ın güvenini neden kaybetti?

Devamını Oku

  • Düğün salonlarından çadırlara: Savaş Gazze'de evlilik geleneklerini nasıl değiştirdi? Düğün salonlarından çadırlara: Savaş Gazze'de evlilik geleneklerini nasıl değiştirdi?
  • Gecekondulardan gökdelenlere: Şam’daki kentsel dönüşümün bedelini kim ödüyor?
  • Zenginlikler diyarından göç kervanlarına... Haseke’de neler oluyor?
  • Suriye’deki protestolar: Temsil krizinin öteki yüzü
  • "Şeraka" örgütü: İsrail, kendisini savunan Arapları nasıl yaratıyor?
part of the design
NoonPost Haftalık Bülten

Bunları da Beğenebilirsiniz

Düğün salonlarından çadırlara: Savaş Gazze’de evlilik geleneklerini nasıl değiştirdi?

Düğün salonlarından çadırlara: Savaş Gazze’de evlilik geleneklerini nasıl değiştirdi?

محمد النعامي Mohamed Naeem 22 July ,2026
Gecekondulardan gökdelenlere: Şam’daki kentsel dönüşümün bedelini kim ödüyor?

Gecekondulardan gökdelenlere: Şam’daki kentsel dönüşümün bedelini kim ödüyor?

محمد كاخي Muhammad Kakhy 21 July ,2026
Zenginlikler diyarından göç kervanlarına… Haseke’de neler oluyor?

Zenginlikler diyarından göç kervanlarına… Haseke’de neler oluyor?

زين العابدين العكيدي Zain Al-Abdin 21 July ,2026
NoonPost

2013 yılında kurulan, yavaş gazetecilik anlayışına dayanan bağımsız bir medya platformu; haberlere daha derin bakış açıları sunmak için derinlemesine raporlar, analizler ve çoklu medya içerikleri üretir ve birçok Arap ülkesinden genç ve çeşitli bir ekip tarafından yönetilir.

  • Son Raporlar
  • Siyaset
  • Toplum
  • Ekonomi
  • Kültür
  • Röportajlar
  • In Depth
  • Explainers
  • Stories
  • Profiles
  • Focus
  • Hakkımızda
  • Yazarlarımız
  • Gelişmiş Arama
Bazı haklar Creative Commons lisansı altında saklıdır

Favorilerden kaldırıldı

Geri Al
Go to mobile version