هذا التقرير متاح أيضًا بـ العربية
Türk savunma sanayisi denildiğinde zihinlerde çoğunlukla İHA’lar, savaş uçakları ve harp gemileri canlanır. Ancak bu platformların sahadaki etkisi, angajman anlayışında daha belirleyici ve daha doğrudan bir unsur olan ateş sistemine bağlıdır.
Bu alanda sahada rolleri birbirini tamamlayan üç temel Türk şirketi öne çıkıyor. Bunların ilki, füze ve güdümlü mühimmat alanındaki kolu temsil eden Roketsan’dır.
Onu, topçu sistemleri, mühimmat, patlayıcılar ve itici maddeler için ağır sanayi tabanını oluşturan Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) izlerken; Sarsılmaz ise tabancalardan tüfeklere, farklı platformlara entegre edilebilen ağır makineli tüfeklere kadar hafif ve orta sınıf silahlar alanını kapsıyor.
Bu çerçevede Türk savunma sahnesi, taşıyıcı platformlara ve akıllı sistemlere sahip olma meselesini aşarak, bu platformlara muharip anlamını kazandıran ateş gücünün inşasıyla ilgili, sahaya daha doğrudan temas eden bir soruyu gündeme getiriyor.
Bu yönelimin arka planında ise Türkiye’nin ambargo ve şartlı silahlanmayla ilgili eski hafızası yatıyor: 1960’lardaki Kıbrıs krizlerinden, adadaki 1974 harekâtı sonrasına ve ardından savunma sanayisinin kurumsal çerçevesini pekiştiren 1985 tarihli 3238 sayılı Kanun’a uzanan bir hat.
Noon Post’un izini sürdüğü “Cumhuriyetin cephaneliği” dosyasında önceki haberler, bu tecrübenin Ankara’yı İHA’lardan havacılığa, radarlardan komuta-kontrole kadar platformu, sensörü ve ağı inşa etmeye nasıl ittiğini ele almıştı. Bu yazıda ise günlük muharebe tüketimine daha doğrudan temas eden bir düzeyi; füze, mühimmat, top mermisi, barut ve kurşunu ele alıyoruz.
Roketsan… Hassas Taarruzların Öncü Adresi
14 Haziran 1988’de Savunma Sanayii İcra Komitesi kararıyla Kurulan Roketsan, füze ve roket mühimmatı tasarımı, geliştirilmesi ve üretiminde uzmanlaşmış Türk kuruluşu olarak hayata geçirildi.
Yükselişi, 1990’larda Türk ordusunun envanterine giren çok namlulu roketatarlar ve saha roketleri üzerinden kara ateş desteği alanında başladı. Ardından 2002’de YILDIRIM sistemi geldi ve şirketi, kara kuvvetlerine geleneksel topçunun ötesinde vurucu menzil kazandıran taktik füze alanına taşıdı.
Daha sonra bu hat kademeli olarak genişledi. 2009’da, Roketsan’ın deniz silahlanmasındaki varlığının önünü açan gemisavar füze ATMACA projesi başladı.
2011’de ise HİSAR hava savunma füzelerinin geliştirilmesine başlandı. Bu aile, kuvvetleri ve tesisleri uçaklar, helikopterler, seyir füzeleri ve bazı hava tehditlerine karşı korumaya yönelik olarak tasarlandı.
İzleyen yıllarda, esas olarak helikopterlerde ve hava-kara platformlarında zırhlı ve hafif hedeflere karşı kullanılan 70 mm çapında lazer güdümlü füze CİRİT envantere girdi.
Ardından SOM, 2015’te hizmete alındı. Bu, korunan kara veya deniz hedeflerini vurmak için hava savunma menzilinin dışından fırlatılan bir havadan karaya füzedir. Sonrasında 2016’da MAM-L’in kalifikasyonu tamamlandı; sınırlı ağırlığa sahip bu akıllı mühimmat, daha sonra Türk İHA’larıyla en çok özdeşleşen silahlardan biri hâline gelecekti.
2020’ye gelindiğinde şirketin çizgisi daha da genişlemişti. Yakın hava savunmasında HİSAR-A+, kısa menzilli hava savunma silahı olarak SUNGUR ve roket topçusu için güdümlü mühimmat TRLG-230 ortaya çıktı.

Aynı yıl Roketsan, patlayıcı hammaddeleri fabrikasını açtı, Uzay Sistemleri ve İleri Teknolojiler Merkezi’ni devreye aldı ve ATMACA füzesinin ilk denizden atışını gerçekleştirdi. Bu da şirketin kara ateş desteğinden deniz füzelerine, hava savunmasına ve hassas mühimmata uzanan geçişini teyit etti.
2025’te Roketsan, Defense News’un dünyanın en büyük 100 savunma şirketi listesinde yer aldı. Ayrıca stratejik tedarikçi programı 88 ortak şirkete genişledi; bu da üretimin merkezi bir fabrikadan daha geniş bir tedarik ağına doğru evrildiğini yansıtıyor.
Roketsan Genel Müdürü Murat İkinci, şirkete yönelik talep baskısına dair daha net bir tablo çiziyor. 8 Mayıs 2026’da şöyle dedi: Şirket, aynı yıl içinde ihracatta 1 milyar dolara yaklaşmayı bekliyor; yurt içi ve uluslararası siparişler ise üç kata kadar artmış durumda. Bu da üretim tesislerinin üç vardiya çalıştırılmasını gerektirdi.
Ayrıca şirketin 1 milyar dolar değerinde bir üretim tesisi açtığını, 2 milyar dolarlık bir altyapı programı başlattığını ve yıl sonuna kadar gelirlerinin 3 milyar doları aşmasının beklendiğini belirtti.
Roketsan bugün kendisini platformlar arası füze ve mühimmat şirketi olarak sunuyor. Bu durum, şirketin hafif hava mühimmatından deniz füzelerine ve hava savunmasına uzanan bir portföy sergilediği Malezya’daki LIMA 2025 fuarında açık biçimde görüldü.
Bu genişleme, Roketsan’ın münferit mühimmat ve füze üretiminden; İHA’lar, helikopterler, gemiler ve çok namlulu roketatarlarla bağlantılı silah aileleri inşa etmeye geçtiğini gösteriyor. Bu da onu Türk platformlarına muharip etki kazandıran halkalardan biri hâline getiriyor.
Bu çizgide MAM akıllı mühimmat ailesi en tanınmış aile olarak öne çıkıyor; çünkü sınırlı ağırlıkta, İHA’lara ve hafif taarruz uçaklarına uygun olacak şekilde tasarlandı. Roketsan bu sistem içinde, taşıma kapasitesi, menzil ve hedef niteliğinin farklı düzeylerine hizmet eden birden fazla versiyon geliştirdi.
MAM-L mühimmatı yaklaşık 22 kilogram ağırlığında olup menzili 15 kilometreye ulaşıyor ve sabit ya da hareketli hedeflere karşı kullanılıyor. MAM-C ise 6,5 kilogram ağırlığı ve 8 kilometreye varan menziliyle daha hafif bir versiyon olarak, yük ağırlığının İHA’nın görevinde belirleyici olduğu durumlara uygun düşüyor.
MAM-T ise 95 kilogram ağırlığı ve 30 kilometreyi aşan menziliyle insansız platformlara daha ağır bir vurucu güç kazandırıyor.

Bu aile, Türk İHA’larının yükselişiyle doğrudan bağlantılı oldu; çünkü Bayraktar gibi platformlara keşif ve gözetlemeden hassas angajmana geçiş kabiliyeti kazandırdı.
Tanksavar füze alanında CİRİT, 70 mm çapında lazer güdümlü bir füze olarak görev yapıyor; menzili 15 kilometreye ulaşıyor ve helikopterlerde, sabit kanatlı uçaklarda, İHA’larda ve bazı kara ile deniz platformlarında kullanılıyor.
UMTAŞ ise 37,5 kilogram ağırlığında daha ağır bir tanksavar füze olup yarım kilometre ile 8 kilometre arasında bir menzilde görev yapıyor; görüntüleyici kızılötesi arayıcı başlığa ve kablosuz veri bağına sahip.
Bu mühimmatların değeri, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) tarafından üretilen T129 ATAK helikopterinde açık biçimde görülüyor; zira bu platform 8 adet UMTAŞ veya L-UMTAS ile 16 adet CİRİT füzesi taşıyabiliyor.
Roketsan daha uzun menzilli füzelere geçtiğinde ise SOM öne çıkıyor. Yaklaşık 600 kilogram ağırlığındaki bu havadan karaya füze, hava savunma menzilinin dışından fırlatılıyor, 250 kilometreye ulaşan menzile sahip bulunuyor ve F-4 ile F-16 uçaklarında kullanım için sunuluyor.
Denizde ATMACA, 750 kilogramın altında ağırlığa sahip, 250 kilometre menzile ulaşan bir gemisavar füze olarak öne çıkıyor. Türk deniz füzeleri mimarisi içinde TCG İstanbul fırkateynine entegre edildi.
ÇAĞIR ise uçaklardan, İHA’lardan, taktik kara araçlarından ve deniz platformlarından kullanılabilen çok platformlu bir seyir füzesi. Hava versiyonunda menzili 150 kilometrenin üzerine, satıh versiyonunda ise 100 kilometrenin üzerine çıkıyor.
ÇAĞIR’da öne çıkan önemli bir sanayi unsuru, Kale Arge’nin yerli KTJ-1750 motorunun entegrasyonudur. Bu da füzenin gelişimini, tahrik ve küçük motor teknolojilerindeki gelişimle ilişkilendiriyor.
Roket topçusunda Roketsan, 13 ila 30 kilometre menzilli TRLG-122 ve 20 ila 70 kilometre menzilli TRLG-230 gibi güdümlü mühimmatlar sunuyor.
Burada çok namlulu roketatarlar, özellikle lazer güdümü ve keşif platformlarıyla koordinat paylaşımı sayesinde, alan doyurma araçlarından daha hassas vuruş platformlarına dönüşüyor.
SUNGUR, kısa menzilli hava savunmasında birlikleri ve tesisleri korumak için görev yaparken; HİSAR kısa ve orta menzil katmanlarını kapsıyor, SİPER ise uzun menzilli hava ve füze savunmasına giriyor.
Şirket, Çelik Kubbe projesinin güçlendirilmesi hattına da girdi. Nitekim Kasım 2025’te basında yer alan haberlerde, Roketsan ve Aselsan’ın da aralarında bulunduğu şirketlerin katılımıyla bu projeye bağlı 6,5 milyar dolarlık büyük Türk sözleşmelerinden söz edildi.
Bu süreç, projenin Türk savunma söyleminin merkezine yerleştirilmesinden bir yıl sonra geldi. Ekim 2024’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’nin kendi Çelik Kubbe’sini inşa edeceğini ve uzun menzilli füze kabiliyetlerini artıracağını söyledi; Ankara’nın savunma sanayisinde tam bağımsızlığı sağlayana kadar rahat etmeyeceğini de ekledi.
İhracatta Roketsan’ın haritası, top ya da üretim hattı satan şirketlere kıyasla daha az doğrudan görünüyor; çünkü mühimmat ve füzelerinin bir bölümü başka Türk platformlarıyla birlikte hareket ediyor. Örneğin Bayraktar TB2 İHA’larının Polonya’ya ihracatında, MAM-L ve MAM-C mühimmatları da İHA’nın silahlandırma sistemi içinde yer alıyor.
Roketsan’ın Malezya’daki LIMA 2025 gibi fuarlardaki varlığı ise açık pazarlara ve portföyüne yönelik dış ilgiye işaret ediyor. Bu da ATMACA, ÇAĞIR, SOM, MAM-T, HİSAR ve SİPER gibi ürünlere yönelik daha geniş bir ilgiyi yansıtıyor.
MKE.. Uzun soluklu savaşların arka cephesi
Türk Makine ve Kimya Endüstrisi AŞ (MKE), Türkiye’nin ateş gücü alanındaki en ağır ayağını temsil ediyor. Zira modern kurumsal kökleri 1950 yılına uzanıyor; devlet o tarihte ordunun silah, mühimmat ve patlayıcı madde ihtiyacını karşılamak amacıyla askerî ve sanayi tesislerini tek bir ekonomik yapı altında toplamıştı.
İzleyen on yıllar boyunca şirket, Türk Silahlı Kuvvetleri’yle bağlantılı sanayi altyapısının bir parçası olarak kaldı. Fabrikalarında tüfek, top, mermi, barut ve patlayıcı üretim hatları birikti. Bunlar, kamuoyundaki genel tabloda İHA’lar ve modern füzeler kadar görünür olmasa da, çatışmalar uzadığında ve mühimmat tüketimi arttığında ordunun savaşı sürdürme kapasitesini belirleyen ürünlerdir.
1985’te çıkarılan 3238 sayılı kanunun ardından Türk savunma sanayii projesi genişledikçe, MKE’nin silah ve mühimmatta yerli bağımlılık inşa etmeye yönelik daha geniş bir çizgiyle bağı da güçlendi.
Ardından 2021’de 7330 sayılı kanunla gerçekleştirilen hukuki yeniden yapılandırma, şirkete sözleşme, yatırım ve ihracatta daha esnek bir anonim şirket statüsü kazandırırken, Türkiye devletinin ağır sanayi kolu olma rolünü de sürdürdü.
MKE, 2024 yıllık raporunda kendisini mühimmat ve enerjetik malzemelerden silah sistemleri, patlayıcılar, füzeler ve platformlara uzanan geniş bir alanda faaliyet gösteren bir şirket olarak tanımlıyor.
Rapordaki veriler bu dönüşümün boyutunu ortaya koyuyor: Net satışlar yaklaşık 40 milyar Türk lirasına ulaştı, ihracat 639 milyon dolar oldu; yatırımlar ise yaklaşık 818 milyon doları buldu. Ayrıca 155 mm obüs mühimmatı üretim kapasitesini artırmaya yönelik programlar da yürütülüyor.
Uluslararası görünürlük göstergelerinde şirket, 2024’te Defense News’in en büyük savunma şirketleri listesine 84. sıradan girdi; 2025 edisyonunda ise 80. sıraya yükseldi.
MKE’nin önemi, askerî üretim zinciri içindeki konumundan kaynaklanıyor. Şirket, ilk stokların tüketilmesinden sonra ordunun savaşı sürdürme kapasitesini belirleyen alanda hareket ediyor. Faaliyetleri, askerin elinde ya da zırhlı aracın üzerinde görülen nihai silahtan, mühimmatın üretiminde kullanılan malzemelere kadar uzanıyor.
Bu malzemelerden biri nitroselülozdur. Barut ve mühimmat içindeki itici maddelerin üretiminde temel bir bileşen olan nitroselüloz, mermiyi silahtan ya da toptan dışarı iten enerjinin üretilmesinde kullanılır. Bu anlamda barut fabrikası, silahın kendisinin bir parçası hâline gelir; çünkü topun ateşe devam etme kapasitesini belirler.
MKE bu alanda birden fazla sanayi düzeyinde faaliyet gösteriyor. Hafif silahlarda MPT-76 ve MPT-55K gibi tüfeklerin yanı sıra makineli tüfekler ve lançerler öne çıkıyor.
Daha ağır silahlanmada ise şirket; 120 mm tank topları, 155 mm topçu namluları, millî deniz topu DENİZHAN-76 ve 105 mm BORAN hafif çekili obüsünde yer alıyor.

Daha derindeki sanayi arka planında ise mühimmat, barut, füze, patlayıcı ve çelik fabrikaları öne çıkıyor. Bu unsurlar, şirketi geleneksel bir silah fabrikasından çok askerî bir seferberlik üssüne yaklaştırıyor.
Devlet bu zincirin ne kadar büyük bir bölümüne sahip olursa, tüketimin yükseldiği ya da dış tedarikçinin aksadığı anlarda boğulmaya maruz kalma riski de o kadar azalır. Bu nedenle yatırım, stok ve 155 mm mühimmat üretimini artırma rakamları, mali boyutun ötesinde bir anlam taşıyor; çünkü bunlar, çatışmalar sürdüğünde cephelerin ihtiyaç duyduğu sanayi kapasitesini genişletme çabasına işaret ediyor.
BORAN obüsü, MKE’nin yerel talebi karşılamaktan ihracata geçişine dair erken bir örnek sunuyor. Şirket, Aralık 2023’te bu obüsün Bangladeş’e ihraç edildiğini duyurdu ve bunu Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki ilk obüs ihracatı olarak niteledi.
MKE’ye göre BORAN, 2021’de Türk ordusunun hizmetine girdi; etkili menzili 17 kilometreye ulaşıyor ve Çankırı Silah Fabrikası’nda üretiliyor.
Ardından DENİZHAN-76 deniz topu, şirkete ihracatta daha hassas bir örnek sundu. MKE, Haziran 2026’da bu sistemin Romanya Deniz Kuvvetleri’ne teslim edildiğini açıkladı ve bunu söz konusu Türk deniz silahının Avrupa’ya ilk girişi olarak sundu.
Romanya örneği özel bir önem taşıyor; çünkü bir Türk ürününü Batılı bir askerî çevrenin içine yerleştiriyor. NATO ve Avrupa Birliği üyesi Romanya, MKE üretimi millî bir deniz topunu kullanan bir müşteri olarak öne çıkıyor.

Bu anlaşmanın önemi tek bir topun satışını aşıyor; çünkü Türk silahının, Asya, Afrika ve Orta Doğu’daki geleneksel pazarlardan farklı Batılı işletim ve tedarik standartlarıyla çalışan bir pazara girme kapasitesini test ediyor.
MKE, Türk şirketi BMC’nin ürettiği Altay tankı programında da yer alıyor. Şirket, 120 mm ana topun, 7,62 mm eş eksenli makineli tüfeğin ve tank mühimmatının tamamının kendi sanayi izini taşıdığını vurguluyor.
MKE, nihai ürün satışından daha derin bir alan olan üretim hatları ve sanayi uzmanlığının ihracatında da faaliyet gösteriyor. Şirket, Ürdün’de mevcut bir üretim tesisini devreye aldığını, Moğolistan’da ise modern bir fişek üretim tesisinin kurulumunu 2025 içinde tamamladığını açıkladı.
Ocak 2026’da da Katar’ın Barzan Holding’iyle, Doha’ya patlayıcı üretim kabiliyeti kazandırılmasını ve TOLGA adlı yakın hava savunma ve İHA karşıtı sistemin satışını içeren ortak bir proje kurulmasına yönelik bir mutabakat zaptı imzaladığını duyurdu.
Sarsılmaz.. Yakın mesafe savaşlarının silah üssü
Sarsılmaz, Roketsan ve MKE’den farklı bir çizgiden geliyor. Özel şirket, yolculuğuna 1880’de Abdüllatif Bey tarafından Elazığ’da eski tüfeklerin üretimi ve onarımıyla başladı; ardından yönetimi kuşaklar boyunca aile içinde el değiştirdi ve merkezini 1956’da İstanbul’a taşıdı.
Bir yıl sonra ilk üretim tesisini kurdu ve böylece silah ticareti ile yerli ve yabancı tedarikçilere bağımlılıktan, kademeli olarak Türkiye içinde doğrudan üretime geçti.
1970’te spor silahlarının yanı sıra tabanca üretimine girerek yeni bir adım attı. 1990’da ise yönetimin, Latif Aral Aliş başkanlığındaki üçüncü kuşağa geçmesiyle başka bir aşamaya ulaştı.
2000’li yılların başında Sarsılmaz, bir araştırma-geliştirme merkezi kurmak için çalışmaya başladı; 2007’de de şirketin kendi ifadesiyle alanında Avrupa’nın en büyük entegre ateşli silah fabrikası olan Düzce tesisine taşındı.
2015’te Ar-Ge merkezi, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın akreditasyonunu aldı; bu da şirkete geleneksel bir silah atölyesinin ötesinde daha geniş bir konum kazandıran bir dönüm noktası oldu.
Bu çizgi, şirketin Türkiye’nin ateş gücü alanındaki yerini de açıklıyor. Roketsan füzeler ve güdümlü mühimmatta hareket ederken, MKE topçu, patlayıcı ve itici maddelerin ağır temelini temsil ediyor; Sarsılmaz ise hafif ve orta sınıf silahların geniş tabanında konumlanıyor.
Şirket bugün tabanca ve tüfeklerden ağır makineli tüfeklere, orta kalibre sistemlere ve kara, hava ve deniz platformlarına entegre edilebilen silahlara uzanan bir portföy sunuyor. Buna SARBOT gibi silahlı robotlar da dâhil. Ayrıca ürünlerini 80’den fazla ülkeye ihraç ettiğini belirtiyor.
Sarsılmaz’ın değeri, yakın ve gündelik muharebe alanında ortaya çıkıyor. Burada silah, askerin elinden zırhlı araçlara ve hafif hava platformlarına kadar uzanırken; ağırlık, geri tepme ve atış hızı gibi pratik hesaplar belirleyici oluyor.
Bu çerçevede hizmet tabancalarında SAR9 METE ve SAR9 SOCOM; tüfeklerde SAR 56, SAR 308 ve MPT 76 SH; orta makineli tüfeklerde SAR 762 MT; ağır makineli tüfeklerde ise SAR 127 MT gibi ürünler öne çıkıyor.

Şirket, varlığını bireysel silahın ötesine taşımaya da çalışıyor. Bu kapsamda, TUSAŞ ile ortak girişimi olan TR Mekatronik aracılığıyla, Hürkuş-C’ye hava podu içinde entegre edilmek üzere tasarlanan SAR 127 MT AIR makineli tüfeğini geliştirdi.
Sarsılmaz ayrıca, T129 ATAK helikopterinde kullanılmak üzere dakikada 750 atım hızına ve NATO standardında 20×102 mühimmata sahip 20 mm’lik bir döner top tasarlandığını da belirtiyor.
Şirket ayrıca kara ve deniz kullanımları için 25 mm’lik bir destek topu ile yerlilik oranının yüzde 75’i aştığını belirttiği silahlı Sarbot platformunu da sergiliyor.
İç kullanımda ise Sarsılmaz, SAR 762 MT makineli tüfeğinin Türk Jandarmasına teslim edildiğini ve 4×4 zırhlı taktik araçlara entegre edildiğini söylüyor.

Dış pazarda ise şirket, Nisan 2024’te SAR 9 SOCOM tabancasının ABD’nin Teksas eyaletindeki Galveston Polis Departmanı’nın hizmet silahlarından biri hâline geldiğini açıkladı.
Sarsılmaz da İspanyol Escribano ile, zırhlı araçlara ve platformlara entegre edilen silah sistemleri alanında uzmanlaşmış bu şirketin, TR Mekatronik’in ürettiği makineli tüfek ve topları satın alıp kendi ürünlerine entegre etmesi için anlaşma yaptı.
Şirket raporları ayrıca Polonya ve Azerbaycan gibi fuar ve pazarlarda varlık gösterdiğine işaret ediyor; ancak bu, ilan edilmiş askerî sözleşmeler olmaksızın, pazar faaliyeti ve ilişki geliştirme düzeyiyle sınırlı kaldı.
Sarsılmaz 2026 yılı ihracatını üç katına çıkarmayı hedefliyor; bu artış, uluslararası talepteki yükseliş, daha hızlı teslimat kapasitesi ve ürün portföyünün genişlemesiyle destekleniyor. Nitekim şirketin sipariş defteri, dış ticaret müdürü Nuri Kızıltan’ın Mayıs 2026’da belirttiğine göre, 2027 yılı için neredeyse dolmuş durumda.
Kızıltan, hızlı yanıt verme kabiliyetinin Türk şirketlerine Avrupalı rakiplerine karşı avantaj sağladığına dikkat çekti; yabancı heyetlerin özellikle Türkiye’de denenmiş ve NATO standartlarıyla uyumlu ürünlere ilgi gösterdiğini söyledi.
Platform ile mühimmatın ortak harekât gücü
Bu şirketlerin değeri, ürünleri üretim hatlarından çıkıp bizzat Türk platformlarına entegre olduğunda ortaya çıkar. Sanayi entegrasyonu burada açık biçimde görülür; zira mühimmat, füze ve top, birbirinden ayrı ürünler olmaktan çıkıp onları taşıyan ve muharebe etkisini kazandıran platformun bir parçasına dönüşür.
Bayraktar İHA’larının üreticisi Baykar, Bayraktar TB2’nin MAM-L veya MAM-C’den dört adet taşıyabildiğini belirtiyor. Bunlar, Roketsan üretimi, İHA’lar ve hafif taarruz uçakları için geliştirilmiş hafif akıllı mühimmatlardır.
MAM-L ve MAM-T’nin Bayraktar TB3’te kullanımı da amfibi hücum gemisi TCG Anadolu’dan kalkış testleri sırasında görüldü. Bu anlamda Roketsan mühimmatı, sahada Türk İHA’sının görüntüsünün bir parçası hâline geldi.
Türk Havacılık ve Uzay Sanayii TUSAŞ da T129 ATAK helikopteriyle bir başka örnek sunuyor. Helikopterin resmî sayfasında, tanksavar UMTAS ve L-UMTAS füzelerinin yanı sıra lazer güdümlü CİRİT füzeleri taşıdığı belirtiliyor.
Aynı platformda Sarsılmaz da, kendisi ile TUSAŞ arasındaki ortak girişim olan TR Mekatronik üzerinden, ATAK’ta kullanılmak üzere tasarlanmış 20 mm’lik döner topla yer alıyor.
Sarsılmaz, Hürkuş-C’de de hava poduna entegre edilmek üzere geliştirilen 12,7 mm’lik SAR 127 MT AIR makineli tüfeğiyle öne çıkıyor.
Denizde ise askerî gemiler ve deniz mühendisliği alanında uzmanlaşmış Türk şirketi STM, TCG İstanbul fırkateynine Roketsan tarafından geliştirilen gemisavar ATMACA sistemi ile MİDLAS dikey atım sisteminin entegre edildiğini belirtiyor.
Karada da zırhlı araç üreticisi FNSS, ALKA yönlendirilmiş enerji sisteminin KAPLAN HYBRID anti-İHA platformuna entegre edilmesi için Roketsan’la iş birliği yapıyor.
FNSS ayrıca, Roketsan’ın geliştirdiği CİRİT lançeri ve BURÇ sistemi gibi konfigürasyonları içeren KAPLAN ve PARS İZCİ platformlarını da sergiledi.
Bu örnekler, Türkiye’nin ateş gücü alanının savunma şirketleri ile mühimmat ve silah üreticileri arasında iç içe geçmiş bir ağ olarak işlediğini; Roketsan, MKE ve Sarsılmaz’ın da bu platformlara muharebe anlamını kazandıran kapasitenin bir parçası olarak öne çıktığını gösteriyor.
Türkiye ve ateşli egemenlik sınavları
Türk ateş gücü alanı, fiilî bağımsızlığının ne ölçüde olduğunu belirleyen bir dizi hassas halkayla bağlantılı olmayı sürdürüyor; bu halkalar da bizzat siyasetin kendisinden başlıyor. Zira Batı’nın yasakları ve lisansları, Ankara’nın hesaplarında varlığını koruyan bir unsur olmayı sürdürüyor.
Bu durum, Britanya’nın 2019’da Suriye’de kullanılabilecek yeni savunma ihracat lisanslarını durdurma kararında ve Türkiye’nin, Rus yapımı S-400 sistemi krizi sonrasında F-35 savaş uçağı programından çıkarılmasında açıkça görüldü.
Sınama Avrupa pazarına da uzanıyor. Ankara, yıllardır savunma ticaretine yönelik kısıtlamaların kaldırılmasını ve Avrupa güvenlik girişimlerine dahil edilmesini talep ediyor.
Reuters’ın 5 Haziran 2026’da yayımladığı bir haberde, Türk şirketlerinin Avrupa Birliği içinde, yalnızca üye ülkelerle sınırlı savunma girişimleriyle bağlantılı engeller ve diplomatik anlaşmazlıklara bağlı siyasi dirençle karşı karşıya olduğu belirtildi.
Aynı bağlamda, Türkiye Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye gibi AB üyesi olmayan NATO ülkelerinin dışlanmasının Avrupa’nın güvenliğine ve dayanıklılığına zarar verebileceğini söyledi.
İtki ve motorlar alanında da bir başka sınav öne çıkıyor. Türkiye, Çakır’da kullanılan KTJ-1750 gibi yerli motorlarla küçük ve orta menzilli füzelerde önemli mesafe katetti. Ancak motor meselesi, daha geniş tabloda, özellikle uçaklar ve tanklar söz konusu olduğunda, Türk savunma sanayisinin en karmaşık dosyalarından biri olmayı sürdürüyor.
Bu durum uzun menzilli füzelere de yansıyor; çünkü motor, yakıt ve kompozit malzemeler menzili, faydalı yükü ve üretim hızını belirliyor.
Bu nedenle Roketsan, uçuş sırasında havanın itişinden yararlanan jet motorları olan “ramjet” altyapısına, ayrıca roket yakıtı ve harp başlıklarına açık bir önem veriyor.
Bir başka hassasiyet de arayıcı başlıklar, seyrüsefer ve elektronik sistemlerde ortaya çıkıyor; bunlar, hedefi vurma hassasiyetini, karıştırmaya karşı direnci ve karmaşık bir muharebe ortamında çalışabilme kabiliyetini belirleyen bileşenlerdir.
Nitekim UMTAS, Atmaca, Çakır, Hisar ve Sungur füzeleri; silahın hedefi bulmasına ve takip etmesine imkân veren görüntüleyici, radar veya lazer güdümlü arayıcı başlıklar ile atalet seyrüsefer sistemleri (INS) ve küresel uydu seyrüsefer sistemlerine (GNSS) dayanan bileşenlere dayanıyor. Bunlara ek olarak, füzenin rotasını sabitlemek için araziyi ya da irtifayı karşılaştıran başka yöntemler de kullanılıyor.
Aynı hassasiyet insansız hava araçlarında da görülüyor; burada mühimmatın bırakılması, kamera, gözetleme ve hedefleme sistemlerinin güvenilirliğine bağlı. Bu durum, Baykar’ın yaptırımlardan etkilenen elektro-optik sistemleri değiştirme yöneliminde de görüldüğü gibi, Kats’ın yerli CATS sistemiyle, ardından Bayraktar TB2’nin MAM-L mühimmatıyla test edilmesi yasak.
Roketsan Genel Müdürü Murat İkinci, şirketinin füzelerin savaş alanı koşullarını değerlendirebilmesi ve çekişmeli ortamlarda hedefleri vurabilmesi için platformlarına yapay zekâyı entegre ettiğini söyledi . GPS’ten bağımsız seyrüsefer sistemleri, kuantum sensörleri ve hipersonik platformlardan da söz etti.
Geleneksel mühimmat tarafında ise itici maddeler, patlayıcılar ve çelik; platform ya da top kadar önemli bir sanayi çekirdeği olarak öne çıkıyor. MKE burada merkezi bir konumda bulunuyor; çünkü nitroselüloz, çeşitli barut türleri ve itici maddeler üretiyor, ayrıca silah sistemleri için gerekli çeliği imal ediyor.
155 mm mühimmat üretimini artırmaya yönelik programlar ile 2024’te alımların ve stokların yükselmesi, yüksek tüketimli savaşların ihtiyaç duyduğu sanayi tabanını genişletme çabasına işaret ediyor.
Sonuç olarak, cumhuriyetin cephaneliğinin bu halkası, Türk savunma projesinin özüne ulaşıyor; burada platform, arkasındaki silah, mühimmat ve üretim hatları ağı sayesinde sanayi yapısından muharip bir kabiliyete dönüşüyor.