هذا التقرير متاح أيضًا بـ العربية
Türk savunma sanayiinde kara platformları, İHA’lar, savaş uçakları ve füzeler kadar gürültü koparmıyor gibi görünse de, Batı’nın Kıbrıs krizinin ardından başlattığı tedarik kısıtlamalarından beri ordunun günlük modernizasyon ve sürekli geliştirme ihtiyaçlarıyla daha yakından bağlantılı hale geldi.
Bu sanayi doğrudan askerî ihtiyaç üzerinden ilerledi. Türk Silahlı Kuvvetleri, “M113 araçları” mirasını yenilemek için paletli personel taşıyıcılara, hızlı hareket için tekerlekli zırhlılara, sınır ve iç güvenlik ortamlarında mayınlara ve pusuya dayanıklı araçlara, ardından da ağır sanayinin kapısını aralayacak bir ana muharebe tankına ihtiyaç duydu.
“Noon Post”un Cumhuriyet’in cephaneliği dosyası kapsamında izlediği bu haber, Türk savunma sanayiinin kara ayağını ele alıyor. Bu alanda öne çıkan üç ana şirket ise Koç Grubu’na bağlı “Otokar”, zırhlı kara sistemlerinde uzmanlaşan “FNSS” ve ticari araç şirketi olarak başlayıp askerî alanda büyüyen, nihayetinde de “Altay” tankı programındaki rolüne ulaşan “BMC”.
Şu anda Türk savunma sanayii daha geniş çaplı bir yükseliş içinde görünüyor. Reuters’in 5 Haziran 2026 tarihli incelemesine göre Türkiye’nin savunma ihracatı 2021’den bu yana üç kattan fazla artarak 10 milyar dolara çıktı; Avrupa ve ABD’ye ihracatı da önceki seviyesinin yaklaşık dört katına ulaşarak 5,6 milyar dolar oldu.
Aynı incelemeye göre birçok alıcı, Türk ürünlerini kapasite kısıtları ve daha uzun satın alma döngüleriyle karşı karşıya olan Batılı alternatiflere kıyasla daha hızlı teslim edilebilir ve daha kolay uyarlanabilir buluyor. Bu da Türk zırhlılarının Avrupa, Körfez ve Asya’daki varlığının bir yönünü açıklıyor.
“Otokar”.. Türk zırhlısı NATO ve Körfez’e açılıyor
1963’te kurulan “Otokar”, Koç Grubu bünyesinde faaliyet gösteriyor. Savunma sanayiine 1987’de giren şirket, 1990’larda Türkiye’nin ilk taktik tekerlekli zırhlı aracını üretti. Daha sonra da seri üretimin “BMC”ye geçmesinden önce “Altay” tankı programının ilk tasarım aşamasında ana yüklenici rolü üstlendi.
Bu başlangıç, “Otokar”a Türk savunma üretimi yolculuğunda özel bir konum kazandırdı. Şirket, tekerlekli zırhlılarda erken dönem bilgi birikimi oluşturdu; ardından tanka tasarım ve test kapısından girdi ve nihayetinde uluslararası alanda kara platformları ihracatçısı kimliğiyle öne çıktı.
Şubat 2025’te Abu Dabi’deki IDEX fuarında kendisini Türkiye’nin en büyük kara sistemleri ihracatçısı olarak tanıtan “Otokar”, 40’tan fazla ülkede 70’ten fazla son kullanıcı nezdinde hizmette olan 33 binden fazla askerî araca sahip olduğunu açıkladı.
Haziran 2026’da ise şirket bu rakamı yaklaşık 50 ülkede 80’den fazla son kullanıcı nezdinde 33 binden fazla araca yükseltti; araçlarının dokuz Avrupa ülkesine ihraç edildiğini duyurdu. Bu da şirketin Türkiye merkezli savunma varlığından, kara platformları pazarında belirgin bir uluslararası konumlanmaya geçtiğini gösteriyor.
“Cobra”, ardından da “Cobra II”, “Otokar”ın dört çeker taktik araç sınıfındaki en belirgin vitrini niteliğinde. Zira “Cobra II” kullanıcı ihtiyaçlarına göre uyarlanabilen modüler bir platform olarak tasarlandı; balistik zırh ile mayın ve el yapımı patlayıcılara karşı korumayı, silah sistemleri ve farklı görev ekipmanlarının entegrasyonundaki esneklikle bir araya getiriyor.

Arma ise şirketi altı ve sekiz tekerlekten çekişli daha ağır tekerlekli zırhlı sınıfına taşıyor; buna personel taşıyıcılar, muharebe zırhlıları, komuta ve keşif araçları da dâhil. “Tulpar” ise şirkete 28 ila 45 ton ağırlığındaki orta ve ağır paletli platformlar sınıfında varlık kazandırıyor.
İhracat cephesinde “Otokar”ın son dönemdeki en büyük atılımı Romanya ile gerçekleşti. Şirket, Kasım 2024’te Romanya Savunma Bakanlığı’nı temsilen Romtehnica ile KDV hariç yaklaşık 4,26 milyar Rumen leyi (yaklaşık 857 milyon avro) değerinde 1.059 adet “Cobra II” tedariki için sözleşme imzaladı.
Sözleşme, ilk 278 aracın Türkiye’de üretilmesini, ardından yaklaşık 800 aracın Romanya’da geniş kapsamlı bir sanayi iş birliği çerçevesinde imal edilmesini öngörüyor. Bu da anlaşmayı son yıllarda Avrupa’daki en dikkat çekici askerî araç alım programlarından biri haline getiriyor.
3 Haziran 2026’da “Otokar”, yaklaşık 85 milyon avroluk anlaşmanın ardından Romanyalı Automecanica şirketinin yüzde 96,77’sini satın alma işlemini tamamladığını duyurdu.
“Otokar” CEO’su Aykut Özüner, Romanya’nın Avrupa’daki başlıca savunma üretim merkezlerinden birine dönüştüğünü, bu yatırımın da sanayi büyümesi, teknik gelişim ve bölgesel güvenlikle bağlantılı stratejik bir ortaklığı temsil ettiğini söyledi.
Bu açıklama, Romanya anlaşmasına siyasî ve sanayi boyutu da ekliyor; zira şirket, NATO üyesi bir ülkenin içinde ve ittifakın doğu kanadında bir üretim üssü kuruyor.
Romanya’nın Mediaș tesisinin varlığı da anlaşmaya ilave ağırlık kazandırıyor. Yaklaşık 140 bin metrekarelik alana yayılan tesiste 250’den fazla işçi ve teknisyen çalışıyor. “Otokar”a göre tesis, zırhlı araçların seri üretimi için NATO standartlarına uygun altyapı ve lisanslarla donatılmış durumda.
Avrupa’da “Otokar”, 2023’te Estonya’dan eğitim ve bakım hizmetlerini de içeren altı çeker Arma araçlarının tedariki için yaklaşık 130 milyon avroluk bir sözleşme aldı. Bu başarı, teknik ve ticari testler ile rekabet sürecinin ardından geldi.
Bu nedenle Romanya ve Estonya, Türk zırhlısının standartlar ve destek zincirleri konusunda daha hassas bir Atlantik pazarında sınanması için birer kapı niteliği taşıyor.
Körfez’de “Otokar”ın yolu, BAE’deki Rabdan projesi üzerinden görünür oldu. Rabdan, Türk Arma ailesi temel alınarak geliştirilen sekiz çeker zırhlı bir araç. Programı ise Abu Dabi’de, projeyi BAE kuvvetleri adına yürüten yerel şirket sıfatıyla Al Jasoor üstlendi.
Rabdan’ın önemi, hazır bir Türk aracının doğrudan ihracatı olmamasında; daha çok yerel üretime ve platformun BAE’nin ihtiyaçlarına uyarlanmasına yakın bir model sunmasında yatıyor. Bu nedenle “Otokar”, bu projeyi yalnızca zırhlı araç satma değil, aynı zamanda uzmanlık transferi ve Türkiye dışında üretim ortaklıkları kurma kabiliyetinin de kanıtı olarak kullanıyor.
Şubat 2025’te konuşan “Otokar”ın askerî sektör sorumlusu Sedef Vehbi, Al Jasoor projesinin 2017’de şirketin BAE ile imzaladığı en büyük sekiz çeker taktik tekerlekli sözleşme olduğunu, teslimatların da tamamlandığını belirterek şirketin tecrübesinin teknoloji transferi ve yerel üretime kadar uzandığını vurguladı.
Sonuç olarak “Otokar”, özellikle Avrupa ve Körfez pazarlarında satılabilir, uyarlanabilir ve ortak üretime açık Türk zırhlısı denkleminde en görünür yüz olmayı sürdürüyor.
“FNSS”.. sınır aşan ortaklıkların mühendisliği
1988’de kurulan “FNSS”, zırhlı muharebe araçları üretmek üzere yola çıktı ve Türk kara sanayiindeki yerini “Otokar” ve “BMC”den farklı bir açıdan inşa etti. Şirket; tekerlekli, paletli ve amfibi muharebe platformları, modernizasyon programları ve diğer ülkelerle yerel üretim ortaklıkları üzerinden yükseldi.
Tarihsel olarak “FNSS”, Türk Nurol Holding ile İngiliz BAE Systems’in ortak girişimiydi. Ancak BAE Systems, Aralık 2024’te yüzde 49’luk hissesini sattı ve şirket tamamen Nurol Grubu’nun mülkiyetine geçti.
Bu dönüşüm, şirkete mülkiyet bakımından tam Türk kimliği kazandırırken, Batılı bir ortakla uzun çalışma geçmişini ve Türkiye dışında ortak üretim konusundaki geniş tecrübesini korudu.
“FNSS” bugün kendisini, tekerlekli ve paletli zırhlılar, muharebe mühendislik araçları, insansız kara araçları ve hibrit tahrik sistemlerinin tasarım ve üretiminde uzmanlaşmış bir Türk kara sistemleri şirketi olarak tanımlıyor.
Şirket, ilk ürünlerinin 1990’da çıkmasından bu yana farklı silahlı kuvvetlere binlerce zırhlı araç teslim ettiğini; iş modelinin kullanıcıya göre platform özelleştirmesi, yaşam döngüsü boyunca destek ve yerlileştirme ile teknoloji transferi programları sunmaya dayandığını belirtiyor.
Bu kimlik şirketin portföyünde de görülüyor. Tekerlekli zırhlılar arasında “Pars” ailesi öne çıkıyor; bu aile dört, altı ve sekiz çeker versiyonlardan “Pars Alpha”ya kadar uzanıyor.
Bu platformlar Türk ordusu, özel kuvvetler ve jandarma envanterine girdi; ayrıca kullanıcıya göre özelleştirmenin anlaşmanın temel parçası olduğu Malezya ve Umman gibi dış pazarlara da ulaştı.

Malezya’da “FNSS” modeli, Pars ailesi üzerine kurulu AV8 Gempita projesiyle açık biçimde ortaya çıktı. Proje, Malezyalı DEFTECH ile yerel üretim ortaklığı üzerinden 12 konfigürasyonda 257 platforma ulaştı.
Umman’da ise Pars ailesi, altı ve sekiz çeker versiyonlarıyla şirkete ihracat varlığı kazandırdı; platformun müşteri taleplerine göre uyarlanabilmesi de bu süreçte önemli rol oynadı. Bu nedenle Pars, tekerlekli bir araçtan fazlası; şirketin ihracat ve uzun vadeli ortaklıklardaki vitrini niteliğinde.
Şubat 2025’te “FNSS”, Türk Kara Kuvvetleri için yeni nesil sekiz ve altı çeker Pars Alpha’nın seri üretim programını kazanarak iç pazardaki konumunu daha da güçlendirdi.
Paletli platformlarda ise “Kaplan MT” projesi özel bir anlam taşıyor. Endonezya’da “Harimau” adıyla bilinen bu proje, tanklar veya orta ateş gücü platformları sınıfındaki ilk Türk ihracatını temsil ediyor.
Nitekim 2019’un sonunda “FNSS”, 18 araçlık ortak üretim sözleşmesi imzaladı; bunların 10’u Türkiye’de, 8’i Endonezya’da üretilecekti. Ardından “PT Pindad” ile iş birliği “Kaplan APC” projesine genişledi. 30 tonluk paletli personel taşıyıcı niteliğindeki bu aracın üretimi 2025’te başladı, teslimatların ise 2026 sonunda yapılması planlanıyor.
ZAHA ya da MAV olarak da bilinen zırhlı amfibi hücum aracı ise şirketin amfibi alana uzanımını temsil ediyor. “FNSS” bu projeyi Türk Deniz Kuvvetleri için yürüttü ve sonuçta 23 personel taşıyıcı, 2 komuta-kontrol aracı ve 2 kurtarma-tahliye aracı olmak üzere 27 amfibi hücum aracı teslim edildi.
Bu proje, “FNSS”nin tecrübesini kara ile deniz arasındaki müşterek harekâta taşıyor ve onu geleneksel kara muharebe araçlarının ötesinde daha geniş bir alana yerleştiriyor. Yeni platformların ardından şirket modelinin başka bir yüzü daha ortaya çıkıyor: mevcut filoların modernizasyonu ve ömür uzatımı. Bunu da Körfez’deki anlaşmaları gösteriyor.
Şirket, 20 Şubat 2025’te BAE’li EDGE Grubu’na bağlı AL TAIF’in, BAE Silahlı Kuvvetleri’ne ait yaklaşık 615 BMP-3 aracının modernizasyonu için kendisiyle bir mutabakat imzaladığını duyurdu. Bu kapsamda mekanik, elektrik ve elektronik sistemlerin iyileştirilmesi ve sahadaki hazırlık seviyesinin yükseltilmesi hedefleniyor.
Açıklamaya göre AL TAIF CEO’su Raşid el-Kaabi, projenin “FNSS”nin araç modernizasyonundaki uzmanlığını AL TAIF’in bakım, onarım ve revizyon alanındaki birikimiyle birleştirdiğini söyledi. “FNSS” Genel Müdürü ve CEO’su Kadir Nail Kurt ise şirketin Türkiye, ABD, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ve Güneydoğu Asya’daki ordular için modernizasyon programları yürüttüğünü belirtti.
Suudi Arabistan’da ise şirket, sanayi yerlileştirmesiyle bağlantılı bir yol izledi. “FNSS”, 25 Temmuz 2025’te Suudi Arabistan Askerî Sanayii Şirketi’nin kara sistemleri kolu olan SAMI LAND ile, Krallık içinde kara sistemleri sanayiini güçlendirmeye yönelik bir çerçeve anlaşması imzaladığını duyurdu .
Haziran 2026’da ise “FNSS” , Slovakya’da “CSG Defence” ile tekerlekli ve paletli zırhlı platformlardan oluşan “Karpat” ailesinin üretimi için bir çerçeve anlaşması imzaladı.
Bu ortaklık, Avrupa’da artan savunma harcamaları ve kara platformlarına geri dönen talep ışığında, Türk şirketlerinin kıta pazarlarında konumlanma çabasının parçası olarak öne çıkıyor.
“BMC”.. ağır tanka giden yol
1964’te İzmir’de kurulan “BMC”, ticari araçlar, otobüsler ve kamyonlarda geçen onlarca yılın ardından 1999’da askerî araç üretimine başladı.
Resmî verilerine göre şirketin 3.500’den fazla çalışanı bulunuyor, 300 binden fazla araç üretti ve Türk ekonomisine 10 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtiyor.
2021’den bu yana şirket, “Tosyalı Grubu” ile bağlantılı. Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı Fuat Tosyalı yürütürken, “BMC” kendisini ticari ve askerî araçlarda öne çıkan millî şirketlerden biri olarak sunuyor.
“BMC”, askerî alana korumalı ve taktik araçlar kapısından girdi. Kirpi ailesi, şirkete mayına ve pusuya dayanıklı araçlar sınıfında önemli bir yer kazandırdı. Bu sınıf, el yapımı patlayıcıların, sınır yollarının ve pusuya karşı operasyonların öne çıktığı ortamlarda büyük önem kazandı.
Ardından çok amaçlı dört çeker araç “Vuran” geldi; bu platform daha hafif ve daha esnek bir seçenek sundu. “BMC Power” üretimi yerli “Tuna” motorunu kullanması da ona ek önem kazandırdı. “Amazon” ise şirketin daha hafif bir dört çeker araca yönelişini temsil ediyor; şirket verilerine göre saatte 110 kilometre hıza ve 800 kilometre menzile ulaşabiliyor.
Korumalı araçlardaki bu varlık ihracata da yansıdı. “BMC”, 2022’de Türk savunma kara araçları üreticileri arasında ihracatta ilk sıraya yükseldiğini ve bu kategorideki ihracatın yaklaşık yüzde 45’ini gerçekleştirdiğini açıkladı. 2024’te ise iki yıl üst üste liderliğini koruduğunu ve 2023’te Türk askerî kara araçları ihracatının yüzde 52’sini yaptığını duyurdu.
Bu rakamlar, “BMC”nin adının geniş ölçekte “Altay” tankı programıyla anılmasından önce de korumalı ve taktik araç pazarında fiilî bir tabana sahip olduğunu gösteriyor.
Bu varlığın örnekleri birden fazla pazarda görülüyor. Kuzey Makedonya’da “BMC”, 72 adet sekiz çeker tank taşıyıcı sözleşmesini kazandığını açıkladı; ardından 2019’da resmî teslimatı duyurdu.
Tunus’ta ise 2021 tarihli anlaşma 41 Kirpi aracı ve 5 Kirpi ambulansının tedarikini kapsadı. Uzman yayınlara göre bu, Tunus’taki toplam Kirpi sayısını 92’ye çıkardı. Şirket verileri ayrıca Kirpi 2’nin BAE’de de kullanıldığını gösteriyor.
Korumalı araçların ardından “BMC”, Altuğ 8×8 ile daha ağır bir sınıfta yer edinmeye başladı. Altuğ, dört tekerden yönlendirmeli, 8 tona kadar yük taşıyabilen ve farklı silah sistemlerinin entegrasyonuna imkân veren modüler tavan yapısına sahip çok görevli bir tekerlekli muharebe platformu.
Şubat 2025’te şirket, Türk savunma sanayii projelerini denetleyen kamu kurumu Savunma Sanayii Başkanlığı’yla, yeni nesil 35 mm kuleli araçlar projesi kapsamında Kara Kuvvetleri’ne 29 adet Altuğ tedariki ve entegre lojistik destek hizmetleri için sözleşme imzaladı.
Altuğ’un önemi, “BMC”ye sekiz çeker muharebe zırhlıları sınıfında bir dayanak noktası sağlamasında yatıyor. Bu sınıf, hafif taktik araçlarla ağır tank programları arasında yer alıyor.
Bu nedenle şirket, Altuğ’u portföyünde “Altay” tankı ve Fırtına obüsüyle birlikte, tanklar ve yeni nesil araçlardan oluşan daha geniş bir hat içinde sergiliyor. Böylece “BMC”, Kirpi gibi korumalı araçlar üreten şirket görüntüsünden, daha ağır muharebe platformlarında da varlık kurmaya çalışan bir şirkete dönüşüyor.
“Altay” programı ise “BMC”ye gelmeden yıllar önce başlamıştı. 2008’de “Otokar”, Güney Koreli “Hyundai Rotem” ile teknik iş birliği ve “Aselsan”, “Roketsan” ile “MKE” gibi Türk şirketlerinin katılımıyla, 494 milyon dolar değerindeki tankın tasarım ve prototip üretim aşamasını üstlendi.
2011 ve 2012’ye gelindiğinde “Otokar”, tam boyutlu bir model sergilemiş, prototipler sunmuş ve Arifiye’de bir tank test merkezi kurmuştu.
Tankın sanayi rotası 2018’de değişti. O yıl Türk Savunma Sanayii Başkanlığı, seri üretim sözleşmesini “BMC” ile imzaladı. Böylece “BMC”, çoğu yerli şirketlerden oluşan yaklaşık 200 alt yüklenicinin katılımıyla 250 adet “Altay” tankının üretimi ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne teslimi için ana yüklenici haline geldi.
“Altay”, “BMC”yi Kirpi, Vuran ve Altuğ’dan farklı bir sınavla karşı karşıya bıraktı. Çünkü ağır tank, motor, şanzıman, soğutma sistemleri ve gövde içi entegrasyonu kapsayan tam bir güç grubuna ihtiyaç duyuyor.

Bu nedenle güç grubu dosyası, “MTU” motoru ve “Renk” şanzımanıyla bağlantılı Alman hattının aksamasının ardından programın en hassas unsuru haline geldi. Sonrasında Türkiye, Güney Kore motoru ve “SNT Dynamics” üretimi şanzımanı içeren geçici bir Kore çözümüne yöneldi.
Nisan 2023’te “BMC”, testler için iki yeni tank teslim etti. Ardından program 2025’te seri üretim aşamasına geçti ve seri üretilen ilk tanklar, Ekim 2025’te Ankara’daki “BMC”ye ait Kahramankazan tesisinin açılışı sırasında teslim edildi.
Sanayi kaynakları, tesisin ayda sekiz tank üretmek üzere tasarlandığını belirtiyor. Ancak bu kapasite, tedarik zincirinin düzenli işlemesine, testlerin başarısına ve üretim hattının istikrarlı tempoda çalışmasına bağlı kalmayı sürdürüyor.
Burada şirketin motor kolu olan “BMC Power”ın önemi ortaya çıkıyor. Şirket, daha hafif araçlar için “Tuna” gibi yerli motorlar ve “Altay” tankıyla bağlantılı “Batu” güç grubunu geliştiriyor. Bu sistem, 1.500 beygir gücünde 12 silindirli dizel motor, otomatik şanzıman, soğutma sistemleri ve alt sistemlere dayanıyor.
Motorun ilk kez 2021’de çalıştırılması başarıyla gerçekleştirildi; ardından 2024-2026 arasında test ve kalifikasyon çalışmaları sürdü. “Altay”ın ilk partilerinin, kademeli olarak Batu’ya geçmeden önce Kore güç grubundan yararlanması öngörülüyor.
“Otokar”, “FNSS” ve “BMC”nin izlediği yollar, daha geniş bir Türk kara sanayii yapısını da ortaya koyuyor. Bu üçlünün yanında, “Ejder Yalçın” ailesi gibi hafif taktik zırhlılarda uzmanlaşan Türk şirketi “Nurol Makina” da öne çıkıyor.
Özel araçlar ve “Hızır” gibi hafif zırhlılarda faaliyet gösteren “Katmerciler” de dikkat çekiyor. Ayrıca varlığı motorlar ve güç sistemleri dosyasıyla bağlantılı olan “Tümosan” bulunuyor. “Aselsan”, “Roketsan” ve “MKE” ise elektronik, haberleşme, kuleler, koruma sistemleri, zırhlama, mühimmat ve toplar üzerinden platformun merkezine başka bir açıdan giriyor.
Türk zırhlıları, Ankara’nın silah pazarındaki konumunda daha geniş bir dönüşümü yansıtıyor: Batı kısıtlamalarına alternatif arayan bir ithalatçıdan, özelleştirilebilir ve ortak üretime açık araçlar sunan bir üreticiye geçişi. Bu platformlar başlıklarda İHA’lar ve füzeler kadar görünür olmayabilir; ancak Türk savunma sanayiine daha sağlam bir temel kazandırıyor ve onu entegre bir kara sistemi kurma yolunda uzun bir rotaya yerleştiriyor.